31 Ekim 2010 Pazar

BÜYÜK TUFAN (BÜYÜK ZEVAL) III

Sol tarafta, altta iki ve üstte üç kişi olmak üzere, araçların içinde yer alan tanrı figürlerinden ikisi, ellerindeki kâğıt ya da belgeleri incelerken gösterilmiş. Her ikisinin de karşısında, dizleri üzerine çökmüş onları dinleyen birer insan figürü var. Tanrılar bu sahnede, Lo nehrine yeni gelen ölüleri sorguluyorlar.[177] Üstteki üç araçtan en sağdaki boştur. Suyun içinde, hayvan figürlerinden geyik, ceylan, küçük-büyük baş hayvanlar ve at figürlerine ek olarak, bol miktarda bitki motiflerine (3) yer verilmiş. Dikey biçimde ve taş şeklinde algılanan çizimlerden her biri, bir ölüyü gösteren steli simgeliyor (4). Ortaya yakın yerde, suya başı önde ve yarı dikey olarak giren, saçları geriye uçuşan figür, Antik adıyla, “Lo nehrinin (su) tanrıçası Lo-shen fu t’u”dır (5).[178] Fu t’u’nın yanlarda ikiye ayrılmış saçları, arkaya doğru uçuşmaktadır. Tanrıça, elinde tuttuğu kıvrık bir asayı Śyāma’ya uzatmış,[179] onu tekrar dünyaya (yaşama) döndürme çabasında. Ellerini iki yana açmış, dua pozisyonundaki Śyāma ayakta, uzun boylu; önündeki bir kişi, tanrıça önünde diz çökmüş, aynı Śyāma gibi ellerini yukarı açarak dua eder pozisyonda, ya da asayı yakalamaya çalışmakta. Bu kişinin başındaki berenin, ilk kez Yukarı ve Aşağı Mısır’ı birleştiren kral Narmer (Aha Menes-King Scorpion-Akrep Kral, İÖ 3100-3050) ve oğlu Hor-‘Ah, a, Men’in (Fighting Hawk- Savaşan Şahin, İÖ 2890 dolayları) başındaki berelerle olan benzerliği dikkat çekicidir.[180] Resimdeki diğer figürlerin bazılarında da benzer bereler var. Daha kısa boylu biri, Śyāma’nın arkasında yer alıyor. Sahne, sağda üç süvari ve bir yayanın av sahnesi, diğer bölümlerdeyse oturur, ayakta ya da mezarlarından kaldırılmış, korkusu nedeniyle zorla tanrıların karşısına çıkarılmaya çalışılan, birbirleriyle çekişir durumdaki figürlerle tamamlanmış.
Fig.27: Kuzey Chou döneminde (557-581), Śyāma Jātaka’dan çizim. 301 numaralı mağaradan duvar resmi. Tun-Huang. (Erg nehri- Nun- Ölüler denizi-Katranlı nehir-Akheron).[181]
Time and space in chinese narrative paintings of han and the six: (ccbs.ntu.edu.tw/FULLTEXT/JRENG/chen.htm.99k).

Eser, Lo nehrinin tanrıçasıyla birlikte, kayıkçı Khu-en-ua, Ur-Şanabi ve Kharon; diğer tarafta Nun, Ölüler denizi, Katranlı nehir ve Akheron ırmağı efsaneleriyle büyük benzerlik gösteriyor. Moğol ve Türkler’de nehrin adının “Erg= Erk” olarak geçmesi, ayrıca dikkat çekicidir.[182] Tufan sırasında, Afrika’ya ulaşan tusunami dalgalarına, Madagaskar civarında güç kazandıran diğer tektonik ada olan Réunion adası, mitoslarda üç başlı dev olarak adlandırılan Geryoneus olarak geçmektedir.[183]

Hesiodos, Theogonia’sının iki yerinde üç kafalı bu devden bahseder diyor Erhat. Poseidaon oğlu Khrysaor’la[184] Okeanos kızı Kallirhoe’den[185] doğmaymış Geryoneus. Herakles, Eurystheus’un buyruğu üzerine, gelip onu adasında öldürmüş.[186]
Fig.28: a. Réunion adasında, ikisi sönmüş, biri faaliyette olan volkanlar (Geryoneus): A= Olasılıkla, tıpkı Yen-Men ve Datong’da olduğu gibi, ağzı eriyik metallerle kapanarak sönmüş volkan olan Cirque de Salazie; B= Aynı özellikteki Cirque de Cilaos; C= Piton[187] de la Fournaise volkanı. b. Volkanların oluşumunu gösterir kroki: A= Ana baca (Gigantlar-Dragon); B= Manto; C= Litosfer; D= Deniz; E= Réunion adası örneği, sönmüş iki volkanla Piton de la Fournaise volkanı (Kyklop); F= Ana bacayla bağlantısı kopmuş bir deniz altı volkan örneği; G= Her an faaliyete geçebilecek diğer bir volkandan örnek.
(en.wikipedia.org/wiki/Réunion – 137k).
b. (Atalay, Y. Arş. Çiz.).

Geryoneus’un üç başlı olması, adadaki volkanın, vaktiyle Endonezya’nın güneyinde, Sumatra ve Bali (Cava-Java) adaları arasında yer alan Karakatoa (Krakatau) adasındaki volkanlar gibi üç bacalı olduğuna işaret etmektedir.[188] “Kızıl toprak” deyimi de buranın Kızıldeniz’e yakın olduğunu gösterir. Bu nedenle Geryoneus, büyük olasılıkla Madagaskar’ın doğusunda yer alan Réunion adasıdır. Adadaki oluşum, dev hakkındaki mitosla da tamamen çakışıyor. Daha yüksek olan Piton’dan (deniz seviyesinden 3070 m) akan lav eriyiklerinin içerdiği metallerle, diğer iki volkanın ağızları kapanmış ve bunlar vadi görünümü almışlar. Diğer bir olasılıksa, bunların, Büyük tufanın oluşturduğu yüksek tusunami dalgaları (Khrysaor akıntısı) tarafından söndürülmüş olabilecekleridir.[189] Komor, Madagaskar ve bunun doğusunda kalan adada “Piton de la Fournaise” Piton ocağı (Python volkanı) olarak anılan ve günümüzde biri faal, ikisi sönmüş olan bu volkanlar, son derece dikkat çekicidir.[190]

Erhat Erytheia adası için, Batı kızlarından birinin adını taşıyan İspanya kıyılarında bir ada olsa gerek diyor. Ancak diğer bir olasılık, Etiyopya’nın kuzeyinde, Kızıldeniz kıyısındaki Erythrai (Eritrea- Eritre) bölgesindeki Massawa kentinin doğu yakınında bulunan ada, yani Erytheia (Erythrai) adasıdır (bugün, Dahlak archipelago adalarından biri).[191] Çok küçük parçalar halindeki adalar grubu, bu noktada, Kızıldeniz’in tabanındaki volkanik yapının geçmişteki faaliyetine işaret eder görünüyor. Bu ada, Batı kızlarının Altın elmalarının (Hydnora esculenta) bulunduğu Madagaskar adasına olan yakınlığı nedeniyle, yapılan tanıma tıpa tıp uymaktadır. Benzerliklerden bir diğerini, Kulpsuz Hydria adlı Anadolu-Yunan kaplarıyla, Madagaskar elmasının “Hyd>no<ra (ceae)” isminin içinde de yer aldığını saptadığımız adı (Hydra)  ve biçemindeki ortak benzerlikte de görmemiz mümkündür. Üzerinde Batı kızlarının betimleri bulunan bir hydria’nın, biçem yönünden tıpa tıp Madagaskar elmasına olan benzerliği, son derece dikkat çekicidir.[192] Bu çerçevede Esculenta-Hydnora benzerliği, Ege, Anadolu ve Yunan halklarının Ethiopia’dan dolaşarak bu bölgelere ulaştıklarına dair, bir başka kanıtı daha oluşturmaktadır.


Fig.28c: Hydnora esculenta’nın (Madagaskar elması) içini gösteren kesitte, Hesperid’ler betimli bir Hydria kabının benzer formlarını gösteren karşılaştırma. Yalnızca, elmanın uzantılı ağız kısmından kesim yapılmıştır. I= Hydria; II= Hydnora esculenta; III= Esculenta’nın, kesilen ağız uzantısı.

Etrüsk kültüründeki duvar resimlerinde, Mısır ve Girit[193] kültürlerine ait yansımaları yadsımak olanaksızdır. Bunlardan Orvieto’da, “Golini I” mezarında bulunan fresko, Etrüsklerin kökenine işaret etmesi bakımından önemlidir. Sanatçının, cepheden tasvir edilmiş gövdeler ve profilden insan başı tasvirlerinden henüz tamamen kopamamış olduğu anlaşılıyor. Eser bu tarzıyla, kuşkusuz bizlere Mısır ve Minos sanatını anımsatır. Resim, iki ayrı yerde tahribata uğramakla birlikte, sol üst tarafında, başına kurt kafasından post geçirmiş figürle,[194] bunun sağ tarafındaki figürün hemen üst kısımlarında yer alan yazıtların zarar görmemiş olması, tarih, arkeoloji ve mitolojik veriler yönünden büyük şanstır.
Fig. 29: Mauritius-Reunion tektonik alanında, kuramsal P-Dalga boylamlarının hesap çizelgesi.
USGS Earthquake Hazards Program: Preliminary Earthquake Report…:
(Neic.usgs.gov/neis/bulletin/neic_waax.html-14k).
Kurt başlı figürün üst kısmında “ΑΤΙ3=ATYS (Atis)”, bunun sağındaki figürün yukarısında da büyük olasılıkla “….............= KAL : IR H<E>[195] yazıyor. Her iki figür, yüksekçe bir taht üzerinde yan yana otururken, ayaklarını yine yüksek bir rahleye vazetmişler. Tahtın ayakları, İonik volütler, lotüs ve palmet motifleriyle süslü bir hayat ağacı, yani sütundur. Ancak, volütlü sütun başlığının üzerinde yer alan abaküs (hesap tahtası-tamu-ölüler diyarı),[196] bunun üstünde oturanların ölü olduklarına işaret ediyor. Atys’in, sağ elinde, sağ omzuna dayanacak şekilde tuttuğu mızrağın etrafına bir yılan (Gigant’lar; Dragon; volkanik lavları temsilen) sarılmış; babaannesi Kallirhoe ise sol elinde, üzerinde kuş (Nuh’un güvercini) tasviri olan bir asayı (Büyük tufandan kurtuluşun sembolü) tutuyor.

Eserin sağ tarafında, bacakları at şeklinde olan bir masanın üzerine, değişik formlarda pek çok keramik yığılmış. Bunların arka planında, şamdan biçiminde görünen, üst üste, ağızları aşağıya bakacak şekilde gösterilmiş mutfak keramikleri var. Diğer tarafta, masanın iki yanında dikili olan lambeder ayaklarına benzeyen nesneler üzerinde sembollere yer verilmiş. Bunlardan soldakinin üzerinde, Poseidaon’un oğlu Khrysaor’la Okeanos kızı Kallirhoe’den doğma oğlu Geryoneus’un sembolü, üç başlı yılan, yani üç kraterli Réunion adası tasvir edilmiş. Sağdaki sembol tam olarak anlaşılamıyor. Ancak, büyük olasılıkla yine Khrysaor’la Kallirhoe’den doğma Ekhidna’nın sembolü (iki kraterli bir volkan) olabilir.[197] Üzerlerinde ejder sembollerinin bulunduğu lambeder benzeri nesnelerin ayakları, aslan ayağı şeklinde betimlenmiş. Yani Geryoneus ve Ekhidna, bu insanlar üzerinde bir aslan kadar güçlü ve korkutucu, unutulmaz bir etki yaratmış. Bunların sağ ve solunda tasvir edilmiş iki Afrikalıdan (siyahi) soldaki çıplak ve ellerinde bir oinokhoe ile kulpsuz kyliks var. Sağdaki giyimli olanın da ellerinde keramikler olmalı. Ancak eserin bu kısmı hasar görmüş. Soldaki figürün sağ ayağının, masanın at biçimindeki bacağının toynağına, sağdakinin ise, yine sağ ayağıyla aslan ayağına bastığı görülüyor. Bu işlem için her ikisinin de sağ ayaklarını kullanmış olmaları, bir inanca, sağ ayak atıldığında, bunun uğur getireceği inancına işaret ediyor olabilir.[198] Yani Asyalı göçmenler, Afrika’ya gelirlerken at ve keramiklerinden başka bir şey getirememişler. Sağda, ayağı aslan ayağına basan figür, Afrika’da yatay el tezgâhlarında ürettikleri giysisiyle temsil edilmiş. Her iki elinde tutmuş olabileceği nesneler ise, herhalde Etrurya’ya kadar vardıkları ülkelerde geliştirdikleri teknolojiye işaret etmektedir. At ayaklı masa üzerindeki keramikler, Etiyopya ve Mısır’dan, atın sayesinde vardıkları Mezopotamya, Anadolu, adalar ve Yunanistan’a kadar yayılan gelişmiş ürünlerine işaret ediyor olmalıdır.

Eser, içerdiği kişiler ve taşıdığı sembollerle, açıkça Asya’dan yaklaşık İÖ 4. binde çıkıştan sonra, Afrika yoluyla İÖ 8. yüzyılda Etrurya’ya (Tyrrhenoi) kadar ulaşan, üç bin iki yüz yıllık uzun bir yolculuğun ifadesidir.

Atys (İÖ 6. yüzyıl), Herodotos’a göre Manes’in oğludur. Atys’in oğlu ise Lidya’lılara adını veren Lydos idi. Lydos’un[199] Tyrrhenos adında bir kardeşi vardır. Lydos nasıl Lidya’lılara adını vermişse, Tyrrhenos da Tyrrhenoi’lere (Tyrsen’ler) yani Etrüsklere adını vermişti.[200]

Fig.30: Orvieto’da, Golini I mezarındaki duvar resminde, Atys’in lykeios olarak tasvirini gösteren fresko (Bargellini, 1960).[201]


Atys’in babası Manes’in, tanrı Zeus’la Okeanos kızı Kallirhoe’nin oğlu olduğu göz önüne alındığında, Manes’in de, Hint ya da Pasifik okyanusunda gerçekleşen olaylar nedeniyle, pek çok tanrı ve tanrıça gibi Etiyopya, ya da Uzak Doğu kökenli olduğu ortaya çıkmaktadır.

Tasvirdeki Atys, lykeios (lykos=kurt) olarak tasvir edilmiş. Ne beyaz, ne de siyahidir. Yanık tenli, yani Aith’tir (Eth= Eti= Yanık). Babaannesi Kallirhoe’nin beyaz tenli ve açık renk saçlı (Ainu-Aino ?) olarak tasvir edildiğini görüyoruz. Atys’in sol arkasındaki hizmetkâr da bir Aith iken, sağdaki diğer iki hizmetkârın, tamamen siyahi olduğu anlaşılıyor. Lidya’lılarda olduğu gibi, adlarını Lykeios’tan (Likya) alan Likya’lılarda, aynı ünvanla tapınılan Apollon Lykeios’un, Etrüsklerde de aynı şekilde kutsandığı açıktır. Bu durum, her iki ırkın Anadolu’daki köken birliğini ve sürekliliğini göstermesi yönünden, son derece dikkat çekicidir.

Marduk olayı ve Ölüler denizinin tinsel inançlar üzerindeki nesnel etkisi

Marduk gezegeninin dünya atmosferine teğet geçişi sırasında ardında bıraktığı ateş ve ondan kopan parçalardan yeryüzüne düşen ateş toplarının etkisini, günümüzde bile devam eden tinsel inançlarda nesnel olarak görmemiz mümkün oluyor.

Uzak Doğu’da İç Moğolistan, Çin, Hindistan; Pasifik’te Japonya, Endonezya ve Yeni Kaledonya adalarından en güneyde Yeni Zelanda; Afrika’da Etiyopya, Mısır; Arabistan yarmadası, Mezopotamya ve Anadolu’dan Tarım havzasına; Güney Amerika’da, Antik Mezoamerikan kültürleri dışında, Hıristiyanlık yoluyla, özellikle kiliselerde kullanılmak üzere Avrupa ve Amerika kıtasına yayılan tespihler, türlü metaller yanında, Yeşim taşından Sandal ağacına kadar çeşitli maddelerden yapılmış ve halen de yapılmaktadır. Bunlar Japonya’da “juzu” (数珠?, sayımsal boncuklar)[202] ya da “nenju” (念珠?, düşün boncukları),[203] Çin’de, yine Japonya’da olduğu gibi “shu zhu (数珠, sayımsal boncuklar), “Fo zhu (佛珠, Buda boncukları),[204] veya “nian zhu (念珠, dua boncukları)[205] adlarıyla anılmaktalar.
Fig.31: a. Çeşitli renkteki boncuklardan, tespih şeklinde dizilip, uçlarına birer insan figürü (totem) yerleştirilmiş kolye çeşitleri. Modern yapım olan eserlerin tasarımlarının, Antik dönemlere dayandığı ortadadır. İnsan figürlerinin başlarına, Marduk’tan düşen kor halindeki taşlar, buncuklarla betimlenmiş; b. Budist rahiplerin kullandıkları iki ayrı tespihten görünüm: 1= Marduk’un arkasında bıraktığı ateş yumağı (tanrının kılıcı-Apollon karneios); 2= Marduk; 3= Marduk gezegeninden yeryüzüne düşen ateş topları; 4= Ateş toplarının, başlarına düşüp ölümlerine neden olduğu insanlar.
b.       (En.wikipedia.org/wiki/Buddhist_prayer_beads).

Tespihlerin yeryüzünde dağıldığı alanların, aynı zamanda, Büyük tufan sonrası göç yolları ve İÖ 4. bin başlarındaki yeni yerleşim bölgelerine de işaret ediyor görünmesi ilgi çekicidir.

Günümüzde, daha çok Budizm’e bağlı olarak Uzak Doğu’da gördüğümüz tespihler, çokça farklılıklar göstermektedir. Yeni Zelanda’da, dua ve zikir (meditasyon) amaçlı kullanılan çeşitlerine rastlanıyor.[206]

İç Moğolistan’daki Marduk olayının en yakın tanıklarından olup, büyük olasılıkla Budist tapınaklarında olayla ilgili bir takım kayıtların da olabileceği Tibet’te kullanılan kolye[207] ya da tespih boncuklarının,[208] her birinin kuru kafalardan oluşturulmuş olması, son derece dikkat çekicidir.[209] Benzerlerine, Çin ve Meksika’daki Aztek eserlerinde de rastlamak mümkündür.

“Spirit of Eve Online Shop” adlı internet sitesinde, pek çok Şamanist (pagan) inançlarda dua, ya da zikir amacıyla kullanılan boncuklardan örnekler verilmiş. Antik dönem benzerlerinden kopya edilmiş oldukları açık olan boncuk dizilerinin aralarında “totem” olarak yorumlanmış insan figürleri yer alıyor. Kolye olarak tasarlanmış boncukların, buradaki figürlerin başlarına düşer şekilde yer almış olması, Uzak Doğu’da yaşanan Marduk olayında, gezegenden kopan taşların, insanların başlarına düşen ateş toplarını hatırlatıyor. Olasılıkla kolye, halka şeklinde boyna dolandıktan sonra, ön tarafta, insan figürünün baş hizasının üstünden birbirine bağlanıyor olmalıdır. Bu bağlamdaki tespihler, Şamanist inançlar döneminde, insanların başlarına bir daha böyle bir felaketin gelmemesi kapsamında edilen dualarla birlikte, tinsel bir anlam (nazarlık-tılsım) ifade etmekteydiler.

Fig.32: a= Çin’den bir tılsım boncuğu. Boncuğun üstü tamamen kafatası betimleriyle işli; b= Nepal’den bir tespih. Tanelerden her biri kafatası biçiminde betimlenmiş; c= Meksika’dan Aztek gerdanlığı. Gerdanlığın boncukları kuru kafa biçeminde işli; d= Tibet’ten tespih. Bu tespih de, tıpkı ikinci resimdeki gibi kafatasları biçemindeki boncuk tanelerinden oluşturulmuş.


Tinsel anlayışlar kapsamında, tespihlerin püsküllü baş kısımlarına “İmame-Chaplet” ya da “Crown” deniyor. Hıristiyanlık’taki tespihlerin çoğunluğunda, Chaplet bölümünde Güneş çarkı (Svastika-Haç) bulunmaktadır. Duaların okunması sırasında çekilen her bir boncuk “dua boncukları-ave bead, ya da selam boncukları”dır. Tespihlerin sayısal çeşitliliklerine göre, boncuklar arasına farklı sayı, boyut ya da biçimlerde yerleştirilenler ise Nişane anlamında “Mark-sign”, ya da “Trace”dirler.[210]

Uzak Doğu kökenli tespihler, Şamanist inançlara göre ele alınacak olunursa, baş kısımlarının Marduk gezegenini; arkadan çıkan püsküller, gezegenin dünya atmosferine sürtünmesi sırasında arkasında oluşan ateşi,  yani “tanrının kılıcı-Apollon karneios”u; boncuklardan her biri, Marduk’tan dünyaya düşen ateş toplarını; boncuklar arasında yer alan farklı boyuttaki Mark’ların ise, düşen ateş toplarından ölen insanları temsil etmiş olabileceği, uzak bir olasılık olmasa gerektir. Bunların da arasında bulunan Pul'lar (Stamp) olasılıkla kadın ve kızları, Çivi’ler ise ölen erkekleri betimliyor olmalıdır. Durak (Stop) bölümleri, ardı arkası kesilmeyen felaketler arasındaki sürelere işaret ediyor ve dua edenlere, büyük felaketi düşünme fırsatı veriyordu.

Fig.33: a= Yeni Zelandalı Taniko’nun, açık ve koyu mavi renkler kullanarak dokuduğu bir nazarlık (amulet). Nazarlığın etek püskülleri mavi cam boncuklarla süslenmiş. Üstte yer alan kese kısmı, ortada Güneş çarkı (Svastika) motifiyle bezeli. Kesenin içine konan kartta, “Māori’nin tanrılarına duacıyım” yazıyor; b= Van’ın Hoşap (Güzelsu) İlçesi’nde, aslı bir gül çeşidi olan Rosa<ceae pisiformis ya da Üzerlik (Nazar otu)[211] meyvelerinden yapılan bir nazarlık çeşidinin, iplikten dokunup, üzerinin mavi boncuklarla süslenerek ortaya çıkarılmış hali. Üstteki kese kısmı, Anadolu’da kaybolmuş. Yeni Zelanda’daki Güneş çarkı sembolünün yerine, Tarım havzasının sembolü (Okulus-tanrının gözü-Ra’nın gözü) yer almış. Etekteki mavi boncuklar arasındaki benzerlik ise şaşırtıcı boyuttadır. Persephone’nin kutsal çiçeği olan ve Büyük Çin ovasında (Persephone’nin koruluğu-Asfodel çayırı) da yetişen Asphodel’in meyvelerine benzeyen boncuklara, her iki eserde de yer verilmiş olması, dikkat çekicidir. Birbirlerinden çok uzaktaki her iki kültürde yaratılmış bu eserler arasında, binlerce yıl sonrasında bile hâlâ daha süren benzerlik, atalarımızın geldiği kökenden başka bir şeye işaret etmemektedir.[212]
b. (img2.blogcu.com/…/o/t/motifmatik/snv80193.jpg).

Bu çerçevede, Uzak Doğu’da Pagan şaman’larla Budist rahiplerin tespihlerle yaptıkları duaların, Erk/Erg nehrinde (Ölüler denizi) hayatlarını kaybetmiş on binlerce Tokar ve Aith’lerin ruhları ile birlikte, zamanımıza kadar kaybettiğimiz atalarımız adına yapılan selam ve duaları kapsadığını ileri sürmek olasıdır. Bu bağlamdaki tespihlerin, Uzak Doğu’daki felâketi gerçeğe en yakın, en ayrıntılı ve anlamlı şekilde anlatan biçemini İslâm dininde bulduğu açıktır.

Fig.34: Günümüzde bile, hâlâ daha değiştirilmekte olan “Tokar” ya da “Tokarız” adlı yerleşimlerden arda kalan ve şimdilik bizim tespit edebildiğimiz, Tokar’ların göç yollarına da işaret eden “Tokar” kökenli yerleşimler (Atalay, Y. Arş. Hrt.).


Sonuç/I
Kutsal kitaplar, yer yer tutarsız olmakla suçlanır. Ancak, günümüzde bile, bilim adamlarının ileri sürdükleri bilimsel bazı teori ya da verilerin, çok kısa bir süre sonra, yerlerini yenilerine terk ettikleri göz önüne alındığında, bu kitaplarda, binlerce yılın birikimi olan belgelerde ortaya çıkacak bazı çelişkilerin olabileceği, bu çelişkilerin, kitaplardaki gerçekleri yadsımamız için yeterli neden oluşturmadığını kabullenmemiz gerekir. Kitaplarda, arkeolojik, mitolojik, coğrafi ve tarihsel kanıtlara dayalı bilgilerin olduğu açıktır. Bu nedenle, öteki dünya korkusu yerine, her şeyden önce bilimsel değerlerle tartılmalarında çok büyük yararlar vardır. Bunu en iyi belirleyecek nen ise, kuşkusuz zaman olacaktır.

İÖ 5000-2000 tarihleri arasında, İç Moğolistan’ın önemli Neolitik-Kalkolitik merkezlerini oluşturan Hongshan, Zhaobaogou, Shandong,[213] Yangshao,[214] Dawenkou ve Liangzhu kültürleriyle, Adem ve Nuh’a ait, Tevrat’ta tespit ettiğimiz yukarıdaki tarihlerin çakışması, bu tarihlerin yaklaşık olarak doğruluğuna işaret ediyor. Dolayısıyla, Çin’de sayıları yüze yakın piramidin yer aldığı kutsal alanın, yukarıda adı geçen kültürlere ait olduğu ortadadır. Adem’in İÖ 5156 olarak bulduğumuz yaradılış ya da doğum tarihinden, yaşadığı süre olan 930 yıl çıkarıldığında, ölüm tarihini İÖ 4250 olarak tespit edebiliyoruz. Bu tarih, yukarıda değinilen Neolitik-Kalkolitik kültürler yanında, Nuh tufanıyla Büyük Beyaz Piramit için saptadığımız İÖ 4000-3500 tarihlerini, ortalama olarak karşılıyor. Aynı bölgedeki Chou Türklerinin varlığı, İÖ 1050-249 tarihleri arasını kapsamaktadır. Bölgedeki kültürlerin sonu olarak kabul edilen İÖ 2000’le Chou’lar arasındaki kısa dönemde neler olduğu hakkında şimdilik pek bilgimiz yok. Ancak, saptanan tarihler çerçevesinde, Chou’larla Tokar’ların bu kültürlerden doğduğu ve onların devamını oluşturduğu ileri sürülebilir görünüyor. Bu nedenle Wan-fo-ssu’da, 425’e tarihlenen tufan betimli taş stelle, 557-581’e tarihlenen Śyāma Jātaka tasvirlerinin, aynı bölgede yaşamış olan Chou Türkleri göz önünde tutulduğunda, piramitlerin, adı geçen kültür ve onların kökenlerine dayalı geleneklerinden doğduğu konusunda kuşku bulunmamaktadır.[215]

Fig.35: Yaklaşık İÖ 2000’de, Kültür taşıyıcısı Tokar Türkleri’ne ait bir freskoda,  ellerinde kompas, gönye ya da pergel taşıyan Nuwa (Nuh) ve   karısı Fuxi’ye ait duvar resmi. Resimde Nuwa ve Fuxi, tıpkı Marduk’un yaptığı gibi, ellerinde tuttukları uygulamalı matamatiğe ait aletleri, tufana neden olan, altta yılankavi kıvrımlarla tasvir edilmiş volkanik lavlardan (ejder) koruyorlar. Eser, Babil’de ele geçen bir silindir mühür üzerindeki tanrı Marduk figürünün yaptığıyla yakın benzerlik gösteriyor. Bu benzerlik, Tokar’ların tufan sırasındaki göç yollarını, yani Tokara-Etiyopya-Mısır-Mezopotamya-Kafkaslar ve nihayet Taklamakan’da Kem (Khem) bölgesine doğru olan göçlerine işaret ediyor.[216] Şimdilik kaydıyla da olsa, yalnızca Tokar ve Çinlilerde görebildiğimiz Nuwa-Fuxi ikilisine ait tasvirlerse, Tokar’ların, geçmişte Moğolistan topraklarındaki varlıklarının kesin ifadesindan başka bir anlam taşımıyor.
Nüwa-Wikipedia, the free encyclopedia: (www.en.wikipedia. Org/wiki/Nüwa-36k).

Esin, kubbeli çadır şekli olan Türk stüpa örneklerinden bahsederken, şöyle söylüyor: “Kadim gök tapınağının, üzerinde kubbeli bir odacığın yer aldığı piramit biçimli yapıdan oluşan ‘kubbeli dağ’ tarzı, VI. – VIII. Yüzyıllarda Türk hükümdarların ikametgâhlarına da yayılmıştı. Dokuz bölüme ayrılmış böyle bir saray (dokuz, göğün sayısal simgesiydi), Türkiye Türklerinin yakın ataları olan Oğuz Türklerinin ülkesi kuzeybatı Türkistan’da mevcuttu”.[217] Esin’in tanımladığı planların benzerlerini, Byzantion döneminde Zeus Hippios tapınağı, Bizans döneminde Dokuz Havariler kilisesi olarak da anılan Nea Ekklesia kilisesinde buluyoruz. Aslında Akheron ırmağını tasvir eden Aztek’lere ait bir yurt (ger-tepee) betiminde, yanlarda sekiz mağara ve ortadaki yuvarlak mekânla dokuza tamamlanan kubbeli yapı planının, Zeus Hippios tapınağına olan benzerliğinin bir rastlantı olmadığı, Uzak Doğu merkezine dayalı geleneksel Anadolu inançlarından kaynaklandığı ortadadır.[218] Bunların arasında, yukarıda adından söz etmediğimiz en önemli yapı ise Hagia Sophia Kilisesi’dir. Mimar Anthemios ve Isidoros, kilisenin naos’unu örten ana kubbenin de üzerine inşa ettikleri menoeides (bicornis luna) adı verilen yarım ay biçimindeki kubbeli yapıyla, kubbe sayısını dokuza tamamlamıştır. Bu rakamların bir rastlantı olmadığı açıktır. Benzeri oluşumları, Hagia Euphemia Kilisesi’yle Lampteron konağının Hippodromos’a açılan pteroma’sının (A) batısında kalan Fener kulesinde (Lamp-B) de görmemiz mümkündür.[219]

Uzak Doğu’nun tektonik ve jeomorfolojik yapısıyla tamamen örtüşen bir tasvir olan Jātaka steli, bize göre tufan başlangıcının doğru adresini göstermektedir. Bu tarihlerin, İÖ 4. binin ikinci yarısında Mezopotamya’ya yerleşen Sümerlerle,[220] İÖ 4. binden öncesi karanlık olan Mısır ve İÖ 4000-3500’lerde Etiyopya’ya ulaşan Nuh ve buna yakın tarihlenen Nübye Meroë kültürleriyle örtüşmesi, ilgi ve dikkat çekicidir.

Çoruhlu’nun açıklamalarına göre, yaklaşık olarak bugünkü Çin’in Hubei ve Anhui eyaletlerinin kuzeyinde, İÖ 1000 tarihlerine kadar gerçek anlamda Çinliler yoktu.[221] Oysa, özellikle piramitlerin bulunduğu Şenşii (Shaanxi) ve Şenşi (Shanxi)[222] eyaletleriyle, bunların kuzeyinde Türkler yerleşiktiler.[223] Bu durumda buradaki piramitlerin, kökenleri Hongshan, Zhaobaogou, Shandong, Yangshao, Dawenkou ve Liangzhu Neolitik-Kalkolitik kültürlerine kadar uzanan Türklere ait olduğu ortadadır. Zira bu kültürleri takip eden ve gerçek anlamda ancak İÖ 1000 yıllarında ortaya çıkan Çin kültürüne kadar, bu topraklarda Tokar[224] ve sonraki Chou Türklerinden başkaca, adı belirgin hiçbir ulusa ait kültür mevcut değildi. Dolayısıyla X’i-an piramitleri arasında, en erken İÖ 2500, en geç İÖ 1000 yılından önceye tarihlenen piramitler, Tokar ve Chou Türklerinin atalarına aittir. Batık piramit, tufan sırasında Yonaguni adası merkezli, çok şiddetli jeolojik çöküntülere işaret ediyor. Böylece İÖ 4000-3500 tarihi, hem tufanı ve hem de Yonaguni batık piramidiyle Çin’deki piramitlerini, en geç İÖ 3500’e tarihlememize kaynak oluşturmakta, dolayısıyla bu yapıların, Mısır piramitlerinden çok daha önceye ait olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.


[1] Kritias’ta, ikinci ikizlerden ilk doğan Mneseus. Endonezya adalarından Japon adalarına kadar uzanan adalar grubu. Platon (2001) Kritias, Çev. E. Güney; L. Ay, Sosyal Yayınlar, İstanbul, 114a, b.
[2] Marduk gezegeninin (X gezegeni), Ordos’ta Yen Men’in üzerinden geçerken, yeryüzünde oluşturduğu tektonik felaketler.
[3] Marduk’un, dünya atmosferine sürtünüp kızgın hale gelmesiyle, Büyük Okyanus’un sularını buharlaştırıp, bölgede oluşturduğu yoğun sis ve bulutlar.
[4] Burada marduk, bir dağ olarak nitelendirilmiş.
[5] Erg nehrinde (Japon denizi, Sarı deniz, Kuzey Çin denizi, Güney Çin denizi) oluşan çöküntüler ve lamar (volkanik sel) akıntıları sırasında ölenler kastediliyor.
[6] Ağaçlarda beliren üç işaret, olasılıkla şunlar olmalıdır: 1. Kızgın hale gelmiş Marduk’un yaklaşmasıyla oluşturduğu kuvvetli rüzgardan savrulan ağaç yaprakları; 2. Kızgın sıcaktan kavrulan ağaç gövdeleri; 3. Kuruyan ağaç gövdelerinin kolayca ateş alıp yanmaları (?).
[7] Buradaki “savaş” deyimi, yaşam savaşı olmalıdır.
[8] Coe, M. D. (2002) Mayalar, Çev. M. Özdemir, Arkadaş Yayınevi, Ankara, s.1.
[9] Rengârenk Dünya
[10] Ölüm, toprak altı, Hades, tartaros.
[11] Gök kubbe.
[12] Gök ve yer kutsanıyor.
[13] Olasılıkla, Rapa-Nui (Easter Island) adasında, Kısa Kulaklar’ı esir ederek çalıştıran ve buradaki heykelleri
yap3tıran Uzun Kulaklar kastediliyor olabilir. Carpiceci, Herodotos’un günümüzdeki vinçlerin atası olabilecek
çok büyük boyuttaki makinaların (maçuna ya da kollu ocak çengeli şeklindeki aletler), yaklaşık beş bin yıl öncesinden beri (İÖ 3. bin) çok ağır ve büyük boyuttaki inşaat taşlarını, yerden yüksek bir noktaya taşımak için kullanıldıklarından bahsetmektedir. Bu makinaların örneklerine, Deir el-Medina’daki bir mezarın duvarlarında, basitçe tanımlanarak boyanmış bir tasvirde görmek mümkündür. Yazarın, “milli manivela makinası-pivoted lever machine” dediği ve olasılıkla kollu ocak çengelini andıran bu makine, 200-300 kilo ağırlığındaki taşları yerden on metre yüksekliğe kaldırabilecek güçteydiler. Makinanın (T) şeklindeki üst çıkıntıları “uzun kulak”, bunların sahipleriyse “uzun kulaklı alıklar” olarak adlandırılmış olmalıdır. Antik Anadolu ve Yunan’da “Duvarcı Kyklop’ları. Carpiceci, Alberto Carlo. Art And History of Egypt,  Casa Editrice Bonechi, Florence 1998, s.69. Erhat, Azra (2002) Mitoloji Sözlüğü, Remzi Kitabevi, s.188.
[14] Çölleşen (Suyla=Deniz suyuyla). Nuh tufanı sırasında, deniz suyunun en az  300 Ayak=91,44 m. yükseldiği, 
bilimsel bir gerçektir. Ancient civilizations: (www.geocities.com/historymech/rewritten.html-73k).
[15] Asya’nın uzaydan çekilen fotoğrafında, koca bir göz şeklinde görülen Kem [X’injiang (Sincan) Özerk bölgesi-
Taklamakan çölü-Mısır’da Khem, Ra’nın gözü. Türkçede “Kem göz”] bölgesi. Tufan sonrası, bölgenin
çölleştiği anlaşılıyor. Büyük Dünya Atlası, Arkın Kitabevi, İstanbul 1985.
[16] Gorgo (Medusa).
[17] Volkan.
[18] Volkan (Kraterden fırlayan ateş topları ve kayalar, insan ağzından dışarı fırlayan dişlere benzetilmektedir).
[19] Volkan.
[20] Volkan; Buradaki “Maymun Suratlı  deyimi, hakaret anlamı taşımamaktadır. Tam aksine, bir saygı ifadesidir. Hindularda maymun kutsal bir hayvan olarak kabul edilmişti.
[21] Volkanın ağzı, püskürüklerin parlaklığı nedeniyle, güneşin gözüne benzetilmiş. Dolayısıyla, volkan da
güneşin oğlu olarak vasıflandırılıyor. Yapısal olarak, Orta Asya ve Moğolistan’daki ger’lerin (yurt) gelişmiş
mimari şekli olan Pantheon’un tepesindeki açıklık da “okulus (oculus)=tanrının gözü” olarak
vasıflandırılmıştı. Aradaki benzerlik dikkat çekicidir. Düzgüner, Fırat (2007) “Yurt, Praitorion,Kilise ve Cami
Mimarisi İlişkileriyle Volkanlar”, mimar.ist. Sayı:23, s.82.
[22] Volkan.
[23] Volkanın ani patlaması kastedilmiş olmalıdır.
[24] Volkanlar, Güneş’in oğlu olarak tanımlanmaktadır.
[25] Volkan püskürmesi sırasında oluşan, ve hızla dışarı atılan püskürük kütleleri.
[26] Kashyapa’nın bu zalim oğlu, ya evlendiği pek çok karısı arasından biri olan Kalaka’dan olma Kalkanja (Ejder), ya da Krodhavasa’dan olma Pishachas (et yiyen ejder) olmalıdır. Bunlardan biri, olasılıkla Marduk’u temsil etmektedir.
Kashyapa – Father of Devas and Asuras- Indian Mythology: (members.cox.net/apamnapat/entities/Kashyapa.html-5k).
[27]  Satürn’ün, Jüpiter’in arkasından çıkarak, evrensel dengenin yeniden kurulması için gezegene yalvarılıyor.
[28] The Sun and Planets (Graha): (www.religiousworlds.com/mandalam/graha.htm-16k).
İlahideki yazım şekline sadık kalınarak tercüme edilmiştir.
[29] Tanrıça Athena’yı Homeros gibi “Athene”; Etiyopya ve Etiyopya’lıları da, tıpkı Homeros ve Herodotos gibi “Aithiopia” ve “Aithiop’lar” biçiminde, kaynaksal isimlerine uygun olarak kullanmayı yeğledik. Zira Homeros’un bahsettiği Aithiopia, günümüzdeki Etiyopya topraklarından çok daha geniş bir alanı kapsamaktaydı. Bu bölge yaklaşık olarak, bugünkü Meroē’den Tritonis (Viktorya-Victoria-Swan lake) gölüne kadar uzanan topraklardır. Zeus’un Aithiopia ile olan ilişkisi için Bkz. Homeros (1984) İlyada, Çev. A. Erhat; A. Kadir, Can Yayınları, İstanbul, I.423, 424. Erhat, A. (2002) Mitoloji Sözlüğü,s.233, 234.
[30] Mısır’da, 18. Sülale’den III. Thutmose’nin oğlu III. Amenhotep (III. Amenophis, İÖ 1388-1350) zamanında, Tura’nın kayalık salonlarındaki mezarlarına girilirken, birinci kayanın yüzündeki yazıtta, Büyük tufan’dan “BÜYÜK ZEVAL” olarak olarak bahsediliyor. Bkz. Düzgüner, F. “Thorch (To0rch-Torc), Torque ve Didyma Apollon Tapınağı VII”, isim analizi – Blogcu.com-Ücretsiz Türkçe Blog Servisi-en yeni…: (www.blogcu.com/etiket/isim+analizi). 
[31] Erhat, A., a.g.e., s.87, 88.
[32] Özdoğan, M. (2006), “Büyük Sırrın Arkeolojik Keşfi NUH TUFANI”, Atlas Dergisi, Sayı: 157, s.58-73. Köroğlu, K. (2006) “Tufanın Bilimsel Kanıtları” Atlas Dergisi, Sayı: 157, s.74-76. Bulut, F. (2006) “Nuh’un
Coğrafyası, Basra Bataklıkları”, Atlas Dergisi, Sayı: 157, s.79-88. Maya’ların  “Chilam Balam” kitabındaki bir şiirde, tufan yorumu için Bkz. Coe, M. D. a.g.e., s.191.
[33] Japon mitolojisinde, Hakudo Maru (Manu), gökten gelip gemi yapmasını öğreten bir tanrı olarak, Nuh’u (Japonca’da “No-ah-NOA”) karşılayan bir kişiliği temsil etmektedir.
[34] Bkz. brd. s.92-94, Fig. 73b,c; 74a, b; 75a-c; 76a.
[35] Eberhard, W. (2000) Çin Simgeleri Sözlüğü, Çev. A. Kazancıgil; A. Bereket, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, s.120, 228.
[36] Mezopotamya ile Ağrı dağı arası, hele sel söz konusu olduğunda, Nuh’un kat ettiği yolculuk süresine uymaz.
Yolculuk, Tevrat’tan yaptığımız tespitlere göre yaklaşık bir yıl sürmüştür (Bkz. dn.36). Yolculuğun sonlarına doğru yiyecek sıkıntısı çekildiği biliniyor. Mezopotamya-Ağrı dağı arası olarak İddia olunan mesafenin, Nuh’un gemisindeki yiyeceklerin tükenmesini gerektirir bir uzaklık olmadığı ortadadır.
[37] Joseph, F.. (2005) Kayıp Uygarlık Atlantis, Hayatta Kalanlar, Çev. N. Nirven, Dharma Yayınları, İstanbul, s 246, 295, 296, 307.
[38] Düzgüner, F, a.g.e., s.19. Tanrının ogdoad’ı (Sekiz kutsal kent) ile ilgili olarak Khnum ve Maymun [Ape (Egypt)-Boboon] hali için Bkz. “Khnum [Ankh (B)]→ Anuket, Anukis”. Turner, P; Coulter, C. R. (2000) Dictionary of Ancient Deities, Oxford University Pres, Oxford New York, s.55, 59, 60, 61.
[39] Çığ, M. İ. (2006) “Tufan Olayı Orta Asya’da Olmuştur”, Bilim ve Ütopya, 4/142, s.55-62.
[40] Düzgüner, F. “Yurt ve Piramit Mimarisinin Kökeni: Yangshao Kültürü”, mimar.ist, Sayı: 28, s.102-105.
www.ccbs.ntu.edu.tw/FULLTEXT/JR-ENG/chen.htm-101k
[41] Chou Adamı’nın (Homo erectus pekinensis) batıya göç nedeni. ML./XVI,153. Çin mitosunda tufanla ilgili bölümler için Bkz. Yu’nun dansı; Eberhard, W.,  a.g.e., s.339.
[42] Marduk’un Gorgo (Medusa) ve Perseus ile olan ilişkisi için Bkz. Andromeda. Turner, P; Coulter, C. R. a.g.e.,, s.52.
[43] Time Stops for None (but Eventually for All: (www.flatrock.org.nz/topics/history/plot_politics_law_/cheating_chernobyl.htm-24k).
-İÖ 4. binde (± İÖ 3300) Mezopotamya’da tespit edilen büyük sel, Çin’de görülenle eş zamanlıdır. Bu makalede İngilizce olarak aynen şöyle deniyor “ 3300 BC + few centuries   Great Flood in Mesopotamia. Mesopotamia (the same as China) was periodically affected by floods. One of them was especially disastrous starting a myth of  Deluge (known from Bible and other Mesopotamian texts). Archaeologists found a thick layer of mud in cities of Sumeria suggesting a several weak long flood, but there are no evidences if was one or a few floods”. Bize göre, her iki bölgede eşzamanlı olarak saptanmış Büyük sel felaketi, Afrika, Avustralya ve Amerika kıtasının batı bölümlerinde yer alan çölleşmiş alanlarda da aynı zamanda ortaya çıkmıştır.
General history rewritten: (www.geocities.com/historymech/hmss1.doc).
The World History Rewritten section of the site is a short Voyage…: (www.geocities.com/historymech/hmss_rewrit.rtf ).
Slawomir Dzieniszewski’nin Nisan-Haziran 2006, Varşova tarihli makalesi. Ancient civilizations: (www.geocities.com/historymech/rewritten.html-75k).
[44] Okeanos’la Tethys’in (Pyriphlegeton, Kokytos ve Styks) kavgası. Yani, Okeanos’un bu üç nehri basarak, onları yok etmesi. Tufan suyu, Sincan’a (Xinjiang-Khem-Kem) kadar uzanmıştı. Coğrafi bir çanak oluşturan bölgede biriken deniz suyu, yarattığı asit sülfat nedeniyle, toprağı önce gri çamur haline dönüştürmüş, daha sonra, diplerde oluşturduğu demir sülfürlü tabakaların etkisiyle, zaman içinde çöle çevirmiştir. Dolayısıyla olay, Nuh tufanıyla ilgilidir. Düzgüner, F.(2008) “İstanbul’da Okeanos’la Tethys’in Kızı Tykhe’nin Forumu: Forum Constantini II”, mimar.ist, Sayı: 30, s.77-83.
[45] Huang, W. (1989) The Wu Liang Shrine: The Ideology of Early Chinese Pictorial Art, Stanford University
Press, California.
[46] Ba’al (Arp.). Bkz. Baal; Ba’al Shamin; Ba’alim, Baalim. Turner, P; Coulter, C. R., a.g.e., s.86, 87.
[47] Düzgüner, F. mimar.ist, Sayı: 23,
s.77-89. Düzgüner, F. (2007) “Bir Güneş (Ateş Kültü) Tapınağı: Pantheon”, mimar.ist, Sayı:26, s.104-110.
[48] Bu kitabın kaynağının, Nun (Ölüm denizi, Erg nehri, Akheron ırmağı, Lo nehri) denizi olduğu ortadadır.
[49] Mısır’da Nun denizi, tanrıça Selket’le (Serqet, Serket) özdeşleştirilmiştir. Yukarı Mısır’da (Nübye-Nubia),
Eski Krallık’tan beri bilinmekteydi. Kralı korumak dahil, hekimlik ve büyü tanrıçasıydı. Kısaca, kralın
hekimiydi. Nun’la (Ölüm denizi) bağlantılı olarak sembol hayvanı akrepti. Tanrıça, Nun deniziyle olan ilişkisi
ve akrep ünvanıyla, bizlere nehirleri tetikleyen tanrıça Tethys’i hatırlatıyor. İsminin hecelerini oluşturan
“Sel” kelimesi, hem Nuh tufanı sırasında oluşan seller ve hem de Türkçedeki “sel” kelimesi nedeniyle; “Ket” kelimesi ise, yine Türkçedeki, bir şeyi engellemek, ket çekmek anlamına gelmesi bakımından ilgi çekicidir. Zaten, yere uzanıp sellere ket oluşturur şekilde tasviri de buna işaret ediyor. Ayrıca akrep sayısındaki artışın sele neden olduğu hakkındaki inanışın, Selket’le ilişkili olduğu kanısındayız.

     
[50] Amon-Ra (Re-Ass) için Bkz. Turner, P; Coulter, C. R., a.g.e., s.47, 74.
[51] Moral, uyum, adalet, gerçeklik ve kozmik nizam tanrıçasıydı.
[52] Her gün, sabahları tekrar doğan güneş diskiyle, yeniden doğumu simgelemiştir.
[53] Eski Dünya topraklarının (Asya) tanrısıydı. Atum ve Nut hariç, Osiris ve tüm tanrıların babası sayılmıştır.
[54] Tüm sihir, doğaüstü güçler ve mucizelerle büyücü, sihirbaz, hekim tanrıçasıydı. Tanrıça bu hünerleriyle Uzak
Doğu ve Amerika kıtasındaki Türklerle Kızılderililerin, şaman ve büyücülerini hatırlatır.
[55] Tanrı Re’nin Güneş kayığının bekçileriydiler.
[56] Tevrat’taki verileri, günümüz takvimine uygularsak, Tufan, İÖ 3500’de (yaklaşık İÖ 3300 civarı ?) şubat ayının 17’sinde, yani İÖ 17.02.3500’de başlamış. Kırk gün yağan yağmur İÖ 27.03.3500’de bitmiş (Şubat ayının 30 gün üzerinden hesaplandığı anlaşılıyor). Ancak, çöküntülerden oluşan su yüksekliğinin, tufanın başlangıcından, yani İÖ 17.02.3500- İÖ 17.07.3500 arasında 150 gün sürdüğü anlaşılıyor. Buna göre gemi, İÖ 17.07.3500’de Ararat’a (Klimanjaro) oturmuş olmalı. İÖ 01.10.3500’de dağların başları görünmüş. Kırk gün sonra, yani İÖ 10.11.3500’de, toprağı denemek için kunguz ve güvercin gönderilmiş. Yedi gün sonra, İÖ 17.11.3500’de  gönderilen güvercin konacak bir yer bulamadığından, gemiye geri dönmüş. Bundan da yedi gün sonra, İÖ 24.11.3500’de gönderilen güvercin, ağzında yeni koparılmış bir zeytin yaprağıyla dönünce, suların iyice çekilmiş olduğu anlaşılmış.  İÖ 01.01.3499’da toprağın yalnızca yüzeyinin, İÖ 17.02.3499’da da tamamının kuruduğu anlaşılıyor. Buna göre, şayet Djehuti’nin tuttuğu notlar İÖ 17.02.3500’deki tufanın başlangıç tarihiyle, dağların başlarının göründüğü İÖ 01.10.3500 tarihleri arasındaki sekiz ayı kapsıyorsa, tasvirdeki sekiz nokta, bu sekiz aya ait belgeleri içeriyor olabilir. Djehuti, bundan sonra İÖ 17.02.3499’a kadarki zamanı ise, karaya çıkma çalışmalarına ayırmış olmalı. Tevrat (1974) (Kitabı Mukaddes-Eski ve Yeni Ahit), Kitabı Mukaddes Şirketi, İstanbul, Tekvin: 7.1-17, 24, 8.1-14.
[57] Bu sözü, bileşik kelime olduğu anlaşılan Erg>enek<on isminin anlamı çerçevesinde şöyle söylemek mümkün:
“Çiftçi, Erg nehri kıyısındaki toprakları on’mak (onarmak) üzere enek’lerken” = Günümüz Türkçesine göre
“Erg nehri kıyısındaki toprakları ekin ekmek (onarmak) için sabanla sürerken”, gibi.
[58] Ament, Amentet ve Amenti için Bkz. Turner, P; Coulter C. R., a.g.e., s.44, 45.
[59] “Tyke”, ya da “tike”, adi köpek, sokak köpeği anlamına geliyor. Köpeğin küçük dışkısını bırakmasına, yakın geçmişimizde “si’mek” denirdi. Köpekler si’erek, bir bölgenin kendilerine ait olduğunu, yani diğerleriyle aralarındaki sınırı belirlerler. Bu ifade, çocukların seksek oyunlarında işaretlenen düz çizgi, dikdörtgen veya üçgenlerin sınırlarını belirleyen çizgiler için de kullanılırdı. “Si’ye bastın, yandın, oyundan çık!” vb. gibi. Bu çerçevede Styks (Si >tyke(s)= Si Kiang), köpeğin “si”sine, yani çizdiği bir sınıra işaret etmiş olabilir. Bu sınır büyük olasılıkla, güneydeki Yunnan’lılarla kuzeydeki Türkler arasındaki bir sınırdı. Redhouse (1986) English-Turkish Dictionary, Redhouse Yayınevi, İstanbul, s.1062. Si Kiang-Xī jiāng nehrinin adının, günümüzdeki Çince’de taşıdığı anlamları araştırdık. Saptayabildiğimiz anlamlar, yukarıdaki tespitlerimize benzer şekilde ve şöyle: Jiang (Kiang)= Sınır, hudut, yular, yular takarcasına bir kimseye (kimselere) engel olmak, iple asmak, idam etmek; İnatçı, söz dinlemez, direngen, kasıtlı, bilerek yapan; katı, hissiz, nasırlı, nasır tutmuş, umursamaz, aldırış etmez; inatçı, dik başlı; ayak direyici, dik kafalı, söz dinlemez, direnci kırılamaz; tutar, bırakmaz, vazgeçmez, unutmaz, yapışkan, direngen; kararından dönmez, boyun eğmez, kararlı, sabit, azimli, pig headed= domuz kafalı, inatçı, ters; to plow= saban sürmek, to sow= tohum ekmek, tohum saçmak, yaymak; flood= sel, taşkın, tufan, deniz, derya, bolluk, sel basmak, istila etmek, taşmak; upright= doğru, dikey (Pasifik okyanusuna dikey olması bağlamında), dik, dürüst, doğru; = Gülme, kıkırdama; geçmiş, eski (eskiye ait); nadir, sık vuku bulan; akşam, gece; acıma, merhamet, kederlenmek, pişman olmak, hasretini çekmek, pişmanlık, esef, çok görmek, gözü kalmak, haset etmek, vermek istememek, kıskançlık etmek; başarılı, refah içinde, müsait, uygun, elverişli, şanslı, talihli, şahane, fevkalade, mükemmel, âlâ, muhteşem, görkemli, debdebeli, parlak; eğlence, zevk; ayırmak, bölmek, analiz etmek; sulandırmak, su katmak, su katılmış, dağınık, setrek, sık olmayan, saçılmış; gün ışığı; mitolojik imparator Fuxi (Nuh ?) ile aynı anlamda, soyadı “Xi” idi; Alkene= Etilen’in A 3D modeli, en basit Alkene’dir. Organik kimyada, bir Aklene (Olefin ya da Olefine), en azından bir karbon’un diğer karbonla olan doymamış kimyasal bileşimlerini içerir. En basit acyclic Alkene, diğer fonksiyonel gruplarla gerçekleşmeyen tek bir çift bağ oluşturur. Genel formülü CnH2n olan hydrokarbonun formu, birbirlerine benzer biçimlerdedir. Uluslararası Nazari ve Uygulamalı Kimyada (IUPAC), en basit Alkene olan ethylene (C2H4), yani Ethene adını taşır. Alkene’ler, arkaik ifadelerde Olefin’ler olarak geçer ve geniş anlamda petrokimya endüstrisinde kullanılmaktadır. Aromatik bileşimleri, devirli Alkene’ler oluşturur. Fakat yapıları ve ortamları farklıdır ve Alkene’ler oluşturmak üzere mütalaa edilmezler. En.wikipedia.org/wiki/Alkene-91k); şafak vakti, güneşte kurumak;  gece bağlantısı, cezir sularının çekilmesi, inik deniz; parlak, ılık; Hıçkırık sesi, içini çekip hıçkırarak ağlama, hümgür hüngür ağlama; çay, dere, koy, küçük körfez; onomat (bir kelimeyi, onun şeklinde çıkarılan seslerle ifade etme şekli), yankı kelime, yağmur sesi; tartışmak, kavga, çekişme, bozuşma, ağız kavgası etmek; mezarların kasvetli sıkıntısı, keder, kasvet, kasvetli yer; mezarlıkta yer alan mezar. Türbe, ya da mezar, ölüm; güçlük, zorluk, üzgün, canı sıkılmış; “fùxī”= babadan kalan, baba tarafından olan, babaya ait, babaya mahsus (Chou Adamı’na –Homo erectus pekinensis- atfen); toplamak, almak; (Oh!) korku ifadesi, (olasılıkla Büyük tufandan doğan korku? Bu korku, Mısır’da sonradan ortaya çıkan ve ölü ruhları, Ölüler ülkesi tanrısı Osiris’in karşısına çıkaran tanrı Aah’ı (Âa-Āh, Aa, Ah, Aos, Iah, Aah Tehuti, Aah Te-huti) hatırlatıyor. Bu sıralamadaki Aah Tehuti’ye kadar olanlardan “Aos” hariç, tamamı, günümüz Türkçesinde hâlâ daha kullanılmaktadır. “Iah” ise, Ege bölgesinde “şiddetle reddediyorum-hayır” anlamında ve “yıah” olarak kullanılıyor. Bu ifade, uzak geçmişimzdeki geleneklerimizden bu yana, teklif edilen bir nesneyi, bir fikri, ya da suçlamayı, kesin olarak, Osiris adına bile olsa, ölümüne kabul etmemeyi ünleyen, unuttuğumuz bir ifade olabilir. Chinese-English Dictionary: (www.mandarintools.com/worddict.htm-10k). MDBG Chinese English Dictionary.
[60] Her iki nehrin birbirine yaklaştığı alan, resimde “A” noktası olarak ve sarı renkte gösterilmiştir. Burada görülen nehirlerin yerleşim planını, bir Çin haritası, ya da buradaki Fig.3 veya 7’deki haritalarda yer alan Hoang-Ho ve Yang-çe nehirlerinin, bu haritalar üzerindeki konumlarıyla karşılaştırınız. Resimdeki nehirlerin doğu-batı yönündeki konumlarıyla, Çindeki bu iki nehrin aynı yöndeki varlıkları; ayrıca Mısır’daki Nil nehrinin kuzey-güney yönündeki konumuyla doğu-batı yönünde başkaca bir ırmağın var olmaması dikkat çekicidir. Düzgüner, F. mimar.ist, Sayı: 28, s.104.
[61] Coe’nin, “Meksika’daki Tlaxcala’da bir dağ akropolü olan Cacaxtla’dan genç bir Aztek Kartal Savaşçısı betimi” olarak tanımladığı şaman figüründe, en altta yer alan, telaşlı yer altı yaratıklarıyla karşılaştırınız. Coe, M. D. a.g.e.,s.24, 25, Res.X.
[62] Benzer bir tasviri, Aztek’lerin Boturini Kodeksi’nde görüyoruz. Üzerinde bir piramidin olduğu adadan, doğu yönünde (Amerika kıtasına doğru) kürekle kayık çeken bir kişi tasvir edilmiş. Yerdeki siyah ayak izleri, kayıktaki aynı grubun karaya ayak bastıklarına işaret ediyor. Başlarındaki sembol ve şemsiyelerle, çekik göz ve kıyafetleri, bunların Uzak Doğu’lu olduklarının kanıtıdır. Piramidin olduğu adada, kral Güneş sembolüyle birlikte betimlenmiş. Önünde eşi yer alıyor. Bize göre bu ada, batık Yonaguni piramidinin bulunduğu Yonaguni adasıdır. Coe, M. D. a.g.e., s.59, Res.33. Adanın deprem kuşağındaki merkez konumu için Bkz.
USGS Earthquake Hazards Program: Earthquake Report Southeast of...:
(Neic.usgs.gov/neis/eq_depot/1998/eq_980503/13k).
[63] Çin’de, Szechuan (Sıchuan-sheng) bölgesi.
[64] Kastedilen şey, “boşluk” ya da “araç” olabilir ?
[65] Shi kenyu—sansui garon— (1962) A historical study of Chinese paintings and lands-capes, Tokyo: Heibonsha, s.39-84.
[66] Bu sembol, Uzak Doğu resim sanatındaki ressamların, bilge kişilerin zekâlarını güneş ışığıyla sembolize etmiş olmaları nedeniyle, aydın kafalarını sembolize eden güneş, bu kişilerin başlarının etrafında hâle şeklinde gösterilmiştir.
[67] Bilge anlamında. Hâle şekline dönüşen betimlerin, olasılıkla ilk örneklerini oluşturmaktadır.
[68] Japonya’nın Güneş armasıyla krş. Düzgüner, F., mimar.ist, Sayı: 26, Şek.3.
[69] Batılı bilim adamlarının “petroglif” olarak adlandırdıkları, kayalar üzerine yapılmış, çeşitli konuları kapsayan
renkli betimlemeler, genelde Dionysos bayramlarına ait tasvirleri, özellikle de Hieros gamos= Kutsal evliliği kapsıyor. Bunu, Dionysos’un “dendritis ünvanında buluyoruz. Ancak, bu ünvanla Dionysos birleştiğinde, Dionysos’un Asya kökeni ortaya çıkar. Bilim adamlarının konuyu bilmemeleri olanaksızdır. Ancak,,ünvanın bu
zamana dek kullanılmamış ya da ortaya konmamış olması, tanrının kökenini saklanma isteminden başka bir amaca bağlanamaz. Günümüz İngilizcesinde de, benzer bir anlamda “Dendrite” olarak geçmektedir.
[70] Biz, bu tanrı ve tanrıça figürlerinin, zamanın bilge insanlarını (şaman) temsil ettiği kanısındayız.
[71] Çatılı köşk. Esin, E. (2003) Türklerde Maddi Kültürün Oluşumu, Kabalcı Yayınevi, İstanbul, s.31, 62 vd.
Res.39-41. Bkz. Kır (Ye). Eberhard, W. a.g.e., s.173, 174.
[72] Aşağıda belirlenen tufan tarihiyle krş.
[73] Mayalara ait bir Chilam Balam kitabındaki şiirde, “o gün”ağaçlarda beliren üç işaretten ilki olmalıdır. Düzgüner, F. (2009) “Yurt, Praitorion, Kilise ve Cami Mimarisi İlişkileriyle Volkanlar”, (www.Hermetics.org/yurtlar.html), dn.107.
[74] Bu iki ucu, Asya ve Amerika kıtaları oluşturmaktadır.
[75] Başkalaşım geçirmiş.
[76] Tektonik Mogog (Lavang fayı), Nabank, Gaoligang, Ruili-Longling, Dayingjiang ve Ailaoshan fayları hakkındaki teknik bilgiler için Bkz. (scienceinchina.com/ky0876.pdf).
[77] Yukon Geoprocess File User Guide:     (www.geology.gov.yk.ca/publications/openfile/2002/of2002_8d_geoprocess_file/documents/general/userguide.Pdf ).
[78] Kuzeydoğu Çin’de Jeomorfolojik Gezi: Visited cities and excursion sites: (www.gvc.gu.se/ngeo/ng-hem/china/excursion/-8k).
[79] Metindeki “Pleistosen ortaları” ifadesiyle,  60-70 bin yıl önceki dönem tarihlemesi arasında bir çelişki vardır. 60-70 bin yıl önceki dönem derken, Alt pleistosen sonları kastedilmiş olmalıdır.
[80] Visited cities and excursion sites: (www.gvc.gu.se/ngeo/rcg/china_exco20201/Introduktion.htm-8k).
[81]Enviromental behaviors of mercury and lead in the soil of polymetallic deposit areas in Western Hunan Province”.
[82]Chemical reduction of nitrate by nanoscale Fe/Ni bimetallic particles”.
[83] Karni olayı. Kutsal Kitap’larda geçen olayın, peygamber olarak kabul edilen Hazreti Zu’l-Karneyn’in, yecüc ve mecüc’ün üzerini, önce demir ve sonra da bakırla kapatması anlatımına benzer şekilde olduğu görülüyor. Bu deyimle, Jüpiter’in Tishya gezegeninin dünyanın yakınından geçişteki karni (tütsü) olayı kastedilmektedir. Kûran-ı Kerîm’de, Tanrı katında kendisine rahmet verilen ve bilgi öğretilen kullardan olduğu belirtilen biriyle, Musa Peygamber arasında geçen diyalogda şöyle deniyor: “Onlar Zülkarneyn’i senden sormaktadırlar,* de ki: Onu size anlatayım ben. Yeryüzünde, gerçekten berkittik** onu, her şeyin yolunu gösterdik ona. O da, uydu bu yola. Güneşin battığı yere*** varınca, sıcak bir pınarda*** *onun battığını gördü; pınarın yanında da bir ulus buldu; biz dedik ki: «Ey Zülkarneyn! İster sıkıştır onları, ister güzel tut!». O dedi ki: «Zulmedene azap veririz, sonra döner Tanrısına, Tanrın ona görülmemiş azap verir». İnanarak, yararlı iş görene, güzel ödül verilir, kolaylıklar gösterilir». Sonra bir yol daha tuttu. Güneşin doğduğu yere**** varınca, Güneşten başka, örtüleri bulunmayan bir ulusun üzerine, Güneşin doğduğunu gördü.****** Yine bunculayın, yanında ne varsa biz biliyorduk. Sonra, başka bir yol tuttu. İki germeç******* arasına varınca, germeçlerin yanında söz anlamaz bir de ulus gördü.******** Dediler ki: «Ey Zülkarneyn! Ye’cuc, Me’cuc buralarda fesat çıkarıyorlar, sana vergi versek de, aramıza germeç yapsan olmaz mı?».********* Zülkarneyn dedi ki: «Tanrımın verdiği yetişir bana, siz bana gücünüzle yardım ediniz, aranıza germeç yapam. Demir parçaları getirin bana, iki dağın ara yeri dolunca, körükleyin demir ateş olunca, yine getiriniz üstüne erimiş bakır dökeyim. Onu geçemezler, delemezler de» dedi. «Bu, Tanrımın rahmetidir, Tanrımın va’di geldiği zaman onu dağıtır, Tanrımın va’di haktır» dedi. O gün onlar dalgalanıp birbirine girerler halde bırakırız, Sûr üfrülür, hepsini toplarız. O gün kâfir olanları cehennemle, yüz yüze getiririz!.”.
Marduk’un dünya üzerindeki geçiş yönünü, “Güneşin battığı yer” (=Afrika); “Güneşin doğduğu yer” (Çin-Yen-men ve Datong) olduğunu, buradaki açıklamalar da ortaya koymaktadır.
* Tanrı katında olan kişinin, Musa Peygamber’e hitabıdır.
** Tahkim, takviye etmek. Sağlamlaştırmak.
*** Mitoslarda da yer aldığı gibi, Afrika’da Etiyopya.
**** Güney Afrika Cumhuriyetinde, Avalon sıcak su kaynağı.
***** Moğolistan ve Çin’de, Yen-Men, Datong bölgesi.
****** Kubbe kısmında tono denilen açıklık nedeniyle, tüm gün boyu güneşin üzerlerinden eksik olmadığı “ger”, ya da “yurt” denilen çadırlarda yaşayan Moğol ve Türkler.
******* Baraj.
******** Atlantis (dünya) halkı.
********* Yen-Men ve Datong tektonik alanları.
 Kûran-ı Kerîm (1962) Çev. B. Atalay, Doğan Kardeş Matbaacılık Sanayi A. Ş. İstanbul, Kehif, 367-369, 83-100).
 İncil’de ise şöyle geçiyor: “Ve gökten inmekte olan bir melek gördüm;* elinde cehennemin anahtarı ve büyük bir zincir vardı. Ve İblis ve Şeytan olan ejderi,** eski yılanı,*** tuttu; ve onu bin yıl müddetle bağladı. Ve bin yıl tamam oluncıya kadar artık milletleri saptırmasın diye, kendisini cehenneme**** atıp onu kapadı, ve onun üzerine mühürledi;***** bundan sonra kısa bir müddet çözülmesi gerektir…” . Tevrat (Kitabı Mukaddes-Eski ve Yeni Ahit) (1974), Kitabı Mukaddes Şirketi, İstanbul, Vahiy, 272, Bap: 20/1-3).
* Marduk (Nibiru,Tishya-Pushya, X gezegeni).
** Yen-Men ve Datong’da (Çin), üzerleri karni olayıyla metallerle örtülmüş volkanlar.
*** Eski yılan, Eski topraklar olan Asya’daki Çin’de, Yen-men ve Datong bölgelerinde İÖ 4000-3500 arasında faaliyet göstermiş Magog (Mecüc) fay merkezine bağlı volkanlardır. Bu ifade, Amerika’daki Gog (Yecüc) fay merkezine bağlı volkanların “Yeni yılan” olarak anılması gerektiğini ortaya koyuyor.
****  Mitolojide Hades olarak adlandırılan Magma tabakası kastediliyor.
*****  volkan ağızlarının metallerle örtülmesinin, “mühürleme” şeklinde ifade edildiği anlaşılıyor.
Ayrıca Bkz. ML./XI.16.
[84] yangcz@umich.edu
[85] dgraham@coas.oregonstate.edu
[86] youxue@umich.edu
[87] Yaklaşık, 160 myö (80 MA).
[88] Bu dış etken, kökenleri Uzak Doğu’ya dayanan toplumlardaki Antik kaynaklardan Sümerlerde Amar-utu (Güneşsel dana), Nibiru, Marduk-Tishye-Pushya-Ba’al; bilimsel kaynaklarda ise, bilimsel olarak ne olduğu tam olarak bilinmediği için “X gezegeni” olarak geçen gök cismidir. Bilimsel anlamda pek rağbet görmeyen olay, bu makalede jeolojik anlamda tam bir açıklığa kavuşmuş olmasına karşın, tüm mitoslarda anılan gezegenin varlığına inanılmaması, dikkat çekicidir. Yani gezegenin varlığı bir masal olarak kabul görmektedir. Oysa mitoslar, modern çağ insanın ona kattığı anlamda birer masal değil, gerçeğin ta kendisidirler. Antik insanlar, hangi konuda olursa olsun, olaylar üzerinde asla yalan yanlış şeyler söylememişlerdir. Böyle davranmaları için, o zamanlarda, günümüz insanı gibi bir menfaat ya da kazanç temininin de olmadığı göz önünde bulundurulmalıdır.
[89] Burada, Kutsal Kitap’larda peygamber olarak kabul edilen Hazreti Zu’l-Karneyn’in, Yecüc ve Mecüc’ün üzerini, önce demir ve sonra da bakırla kapatması anlatımına benzer şekildeki Karni olayı tarif edilmektedir. Mitolojik yönden bilimsel görünmese de, bu olayın Uzak Doğu’da yaşanan Marduk gezegenine bağlı olarak ortaya çıktığını, Antik Anadolu-Yunan, Eti, Sümer, Akad, Mısır ve Hindistan’dan Mezoamerika’ya kadar uzanan kültürlerden öğreniyoruz. Coe tarafından, Meksika’daki Tlaxcala’da, bir dağ üstü akropolü olan Cacaxtla’da, Aztek’lere ait genç bir Kartal Savaşçı betimi olarak yorumlanan aşağıdaki (Fig.10b) şaman tasvirinde, yanardağ püskürüklerinden ayak tüyleri tütsülenmiş kuş tasvirine bakınız. Undal adının anlamı “Siyah Kaya= Black Rock”dır. Bu kapsamda, günümüzde Kore’deki Heuksando (Jeju) adasında bulunan volkanik Halla-san dağı, simsiyah granit oluşumuyla “Undal” adını hak eder görünüştedir. Kore’de, geçmişi tarihin derinliklerine kadar uzanan ve “Ondol” denilen yapı bölümleri ilgi çekicidir. Bunlar, Roma döneminde Hipokaust (Hippocaust) olarak anılan ısıtma sistemlerine benzer. Günümüzde de devam eden evlerin bu tip ısıtmalarına ait örnekler oldukça çoktur. Evlerin alt bölümlerinde oluşturulan ocaklardan çıkan ısı, sütunlar ya da borularla oluşturulan boşluklarla yapının altından dolaşarak üstteki tüm odaların ısınmasını sağlamaktadır. Osmanlı döneminde “Cehennemlik” olarak adlandırılan sistemin kaynağının, Uzak Doğu’daki yanardağlardan esinlenerek ortaya çıktığı ve Magma’ya (Hades) atıfta bulunulduğu açıktır. Teaching English in Korea-Photo Album-Ondol Systems: (ald.net/~roden/korea/album/ondol.htm - 5k).                                                            
[90] Bölgede saptanan tüm veriler, burada açıklanan ikinci varsayımın geçersiz olduğunu göstermektedir.
[91] Raporda saptanan atmosferik etki, Antik halkların Marduk hakkındaki anlatılarını destekler içeriktedir.
[92] Damıtık madde haline gelme. Halla-san dağının yapısıyla karşılaştırınız.
[93] Ayrışık durumdaki elementlerin.
[94] Pasifik Bölgesi Civarında Magmatik Oluşumlar: (www.agu.org/meetings/wp04/wp04-sessions/wp04_V32A.html-17k). Joseph, Asya’da Bronz çağında meydana gelen magnetik oluşumları, İÖ 4000-3000 arası yerine, tam olarak nasıl verdiği bilinmiyor ama İÖ 3113’e tarihliyor. Yazarın, Pasifik okyanusunda meydana gelen jeolojik-tektonik ve magnetik olaylar yerine, Atlantik okyanusundaki olaylara değğin, Mezoamerikan kültürlerini Avrupa’ya bağlama isteğinden doğan amaçlı yönlendirmesi dışında, oldukça ilginç saptamaların olduğu kanıtlar için Bkz. Joseph, F., a.g.e., s.75-81.
[95] Thyrsos, Dionysos’un Asya’daki atribüsüydü. Cinsellik içeren bu sembol, ahşap, ya da metal bir sopanın ucuna bağlı çam kozalağı, bunun etrafına yerleştirilmiş çeşitli bitkilerden alınan yaprak ve çiçeklerin, orta kısımda bir kordeleyle bağlanıp düğümlenmesinden oluşmaktaydı. Kordele, erkeğin penisine işaret eden ortadaki sopaya bağlı olarak, erkeğin testislerine işaret etmekteydi.
[96] Coe, M. D. a.g.e., s.24, 154, Res.X.  Kartal başlı Kızılderili totemleriyle karşılaştırınız.
[97] Aynı pano, tuval ya da burada olduğu gibi taş yüzey üzerinde, hem günümüzü ve hem de geçmişteki bir olayın tasfir sanatına “Bugesk=Bugün-eski” adını vermeyi uygun gördük. Şimdiye dek dünyanın hiçbir yerinde raslanmamış bu ifade tarzı, Orta ve Uzak Doğu kültürleri için son derece ilgi çekicidir.           
[98] Tevrat’ta  “Uzun boylu Şebalılar”, Kur’ân-ı-Kerîm’de Âdkavmi, Kâşgarlı Mahmûd’un Kitab-ı Lûgat-ı Türk adlı eserinde “Horhor-Nesnâs”, Anadolu-Yunan mitolojilerinde Titan-Kyklop olarak geçiyor. Tevrat, Tekvin: 6, 4. Kur’ân-ı Kerîm (1962), Çev. Atalay, B. Doğan Kardeş M. S. A. Ş., s.267, Hûd:52-62; s. 309, İbrahim:9; s.445, Şüara:119; s.650, Kamer:18; s.702, Elhakka:3-6; s.740, Fecr:4. Kâşgarlı Mahmûd (2005) Divânü Lugâti’t-Türk, Kabalcı Yayınevi, Çev. S. Erdi; S. T. Yurteser, İstanbul, Arka kapak içi harita.
[99] Roma ve Yunanistan kastediliyor.
[100] Thyia (Thuia). Herodotos (1991) Herodot Tarihi (1991) Çev. M. Ökmen, Remzi Kitabevi, İstanbul, VII.178.
[101] Athene (athena) için Bkz. Turner, P.; Coulter, C. R., a.g.e., s.79.
[102] Thyia: Tree of Wisdom: (www.viewzone.com/thyia.html-20k).
[103] Athene’nin, Afrika’da Yüzü Yanıklar ülkesindeki (Aithiopia) Tritonis (Victoria) gölü yakınlarında
bulunan şehri “Skherie” için Bkz. Homeros, (1988) Odysseia, Çev. A. Erhat; A. Kadir, Can Yayınları, İstanbul, V.34, VI.8, VII.79, XIII.160. Yunanlıların dört atlı araba ve Athene heykellerindeki giyim tarzını Libyalılardan (Aithiopia-Ethiopia-Yanık yüzlüler) aldıkları açıklaması için Bkz. Herodotos, a.g.e., IV.189. Euripides’in tragedyasında, Bakkha’ların “Euhoi” çığlıklarına benzer çığlıklardır. Platon’da (Eflatun), ayın eski ışığı aei=ay” olarak geçiyor. Moğol ve Türklerde Asya’daki Dionysos ayinlerinden doğduğu ortada olan Buyanhishig ritüelleriyle aradaki bağ için Bkz. Eflatun (1960) Küçük Diyaloglar, Çev.  T. Aktürel; S. Eyüboğlu, Remzi Kitabevi, İstanbul 1960, 409a, s.321. Düzgüner, F., mimar.ist, Sayı: 23, s.79, 80.
[104] Equus ferus przewalski. Moğolca Takhi, Çince Yenmah/Yēmá, ya da Dzungarian. Moğolca’da “Zuun Gar”, ya da “Juun Gar” ifadesi, “Zuun-Juun= sol; “Gar= Sol” anlamına geliyor. Yani “Sol taraf”, veya bu atların sol elleri kadar önemli olduğu anlamları çıkarılabilir.
[105] Ndogo, Kisumu’da lüks bir semtin adıdır.
[106] Bkz. Palladion. Erhat, A. a.g.e., s.234.
[107] Tabii ki geçitteki tüm giysiler, aradan geçen süre içinde gerçekliklerini yitirmiş ve sembolik ifadelere dönüşmüştür. Tritonis gölü (Viktorya) kıyılarında genç kızların oynadıkları savaş oyunları ve Athene’nin giysileri için Bkz. Herodotos, a.g.e., IV, 180.
[108] Düzgüner, F. Erg-Enek-On, s. 79, 115, 133 vd.
[109] Cook, E. (2004) “Near Eastern Sources For The Palace Of Alkinoos”, AJA, Vol. 108, No. 1; 43-78.
[110] Günümüzde süregelen “Skherie” kelimesiyle bağlantılı diğer bulgularımız ise şöyle: “Schering-Plough= Saban sürmek”; “Scherzo= Hafif ve canlı (Müz.)”; “Scherzando= Oynak. Oynak bir şekilde (Müz.)”. Yukarıda at ile ilgili olarak bulduğumuz sonuçtan sonra, bize göre en uygun anlam olarak “Schering-Plough, yani saban sürmek anlamı uygun geldi. “Plough” eklentisinin günümüze ait olduğu ortada. Olasılıkla, Uzak Doğu göçmenlerince, İÖ 4. yüzyılın ardından gelip yerleşmiş “Atla saban sürme”nin keşfedilmesiyle ilgili bir deyim de olabilir kanısındayız.
[111] Borneo’nun (Kalimantan) orta kesiminde, odun kömüründen elde edilen isle yapılmış, dünyanın ilk el baskıları (Daktyl) için Bkz. Düzgüner, F. (2007) “Kültür Varlıklarını Koruma ve Yenileşen Kente Uyarlama”, mimar.ist, Sayı: 26, s.72.
[112] Muazzam, aşırı, astronomik.
[113] Elgon dağından doğup, Kenya Uganda sınırından Turkana gölüne kadar uzanan Turkwel nehri kıyılarında oturan kültürlerin gelenekleri.
[114] Schmidt, P (1997) “Archaeological Views On a History of Landscape Change In East Africa”, The Journals of African History, 38:3, s.393-421, Cambridge University Press, Florida,. Robertshaw, P. (1984) “Archaeology In Eastern Africa: Recent Developments And More Dates”, Journal of African History: 25, No: 4, s.369-393, Cambridge University press, Cambridge, New York.
[115] Tevrat, Tekvin: 4-10, 14.
[116]  ML./IX,349, 350.
[117] Kiliman>c<j>aro adı, her ne kadar mahalli bir ad gibi görünüyorsa da, yapısı itibariyle, Lâtince bir kelimenin
bozulmuş şekli olabilir. Aradaki “c” harfi, telaffuz itibariyle Latinceye “j” olarak geçmiş olmalı. Bu bağlamda, “clima...” kökenli üç ayrı kelime çerçevesinde, bize; 1. “clim>actic-anchor>a”; 2. “clim>acteric-anchor>a”, ya da 3. “clim>ax-anchor>a” kelimelerindeki birleşimleri anımsatıyor. Kilimancaro’nun anlamını bu çerçevede inceleyecek olursak: 1. Zirveyle ilgili, en  kritik evreye ait demirleme (geminin demir atması); 2. Buhranlı evre sonunda demirleme (geminin demir atması);  3. Zirve’de (doruk-tepe) demir atma, anlamları çıkmaktadır. Nuh’un gemisinin son durak yerinde, yüksek bir tepeye demir attığı düşünülecek olunursa, konunun bu yönde incelenmesinde fayda olacağı kanısındayız. Diğer tarafta, Etiopya’dan Mısır, Ön Asya ve daha kuzeyde Doğu Anadolu’ya dağılan halkların, Ağrı dağının yüksekliği ve mitostaki Kilimancaro’ya benzetmeleri nedeniyle, Tevrat’a dayanarak ona, destansı “Ararat” adı verilmiş olmalı. Bize göreyse, gerçek Ararat ya da Atlas dağı, Kilimancaro’dur.
[118] Nübye’deki Kush krallığının başkenti Kerma idi. Bu krallık İÖ 2500-1500 yılları arasına tarihlenmektedir. Tevrat’tan tespit edebildiğimiz Adem ve nesillerinin yaş hesaplamalarına göre, Kuş krallığı başlangıcının, Kerma başkent olmadan önce, daha da eskiye, İÖ 3500’lere dayandığı anlaşılıyor.
[119] Bu tarih, en erken İÖ 4000’dir. Buna göre yapılan hesaplamalarda: Adem, İÖ 5656; Nuh, İÖ 4600; Tufan’ın tarihini ise İÖ 4000 olarak tespit etmemiz mümkün. Başkenti Kerma olan Nübye Kuş kültürü, genel anlamda İÖ 4000-1000 arasında tarihleniyor.
Ancient Africa’s Black Kingdoms: (www.homestead.com/wysinger/ancientafrica.html-94k).
African Timeline’dan: Civilisations in Africa: Kush: (http://www.wsu.edu:8080/~dee/CIVAFRCA/KUSH.HTM).
[120] Tevrat, Tekvin: 5, 6.
[121] Tevrat, Tekvin: 5, 9.
[122] Tevrat, Tekvin.5, 12.
[123] Tevrat, Tekvin: 5, 15.
[124] Tevrat, Tekvin: 5, 18.
[125] Tevrat, Tekvin: 5, 21.
[126] Tevrat, Tekvin: 5, 25.
[127] Tevrat, Tekvin: 5, 28.
[128] Tevrat, Tekvin: 5, 32.
[129] Bkz. brd. s.18, dn.23. Hemudu-Liangzhu kültürleri (İÖ 6000-3300), Daxi kültürü (İÖ 4400-3300), Xinglongwa-Xinle-Hongtshan kültürleri (İÖ 6500-3500), s.123.
[130] Tevrat, Tekvin: 10, 6-8.
[131] Şinar diyarında=Sümer ülkesinde.
[132] Erek= Uruk= Sümerlerde “Unuq”.
[133] Akkad= Akkat.
[134] Aşur= Asur.
[135] Tevrat, Tekvin: 10, 8-12.
[136] ML./II,433.
[137] ML./XIX,567, 568.
[138] Latince kökenli İngilizcede, “dil..” köküne dayalı “diluent-dilute-diluvial” kelimeleri, suyla ilgili. Özellikle “dilivual” kelimesi, “selden ileri gelen, tufan” anlamlarıyla, Dilmun kelimesine “tufana (suya) uğrayan yer” kapsamında atıfta bulunulmuş olabilir.
[139] Sargon=Şarrukin: ML./XVII,328.
[140] ML./I,235.
[141] ML./XVI,408.
[142] Herodotos, zaten bir Karya-İonyalı olarak bu dili biliyordu. Olasılıkla anlatılmak istenen, araştırmalarına kaynak oluşturmak üzere, Fenike kökenine dayalı eski İonca’sını ilerletmek istemiş olmasıdır.
[143] Herodotos, a.g.e., s.5.
[144] “Anysis, ‘Dördüncü sülâleden Asses-Kaf  ile yirmi beşinci sülâleden Sabako, üç bin yıldan fazla bir arayla ayrılırlar . (Sayce) . Sabako’nun yendiği Mısır kralı, diye ekliyor, Sais’liydi. Yunanlıların Nokkoris dedikleri Bak-En- Ranf’tı. Ethiopia kralı bunu yakalamış ve diri diri yaktırmıştır. Bu Ethiopa’lı, İÖ. 8. yüzyılda yirmi  Beşinci sülaleyi kurmuştur. Asurlar kralı Sargon, bunu 720’de Raphia’da yenmiştir. Herodotos, a.g.e., II/141, dn.72.
[145] Ökmen’e göre, kim oldukları bilinmemektedir.  Sennakherib’lerin istilâsı 701’de. Yaklaşık olarak Shabaka I (İÖ 715-701), Shakatak (İÖ 701-689) ve Tirhakah (Taharqa) zamanına (İÖ 690-664) rastlıyor. Herodotos, a.g.e., dn.73.
[146] Yazarın anlatmak istediği, olayın Mısır’da değil, Mısırlıların anavatanları olan Uzak Doğu’da (Asya) meydana geldiğidir. Herodotos, a.g.e., II/142.
[147] Herodotos, a.g.e., II/143, dn.74. Hekataios’un belirttiği atası, Herodotos’un 35 yıllık insan ömrü hesabıyla İÖ
1100 tarihine dayanıyor; Bu tarih, Mısır’da firavun XI. Ramses (Ramesses. İÖ 1107-1078); Elam’da kral
Khutelutush-In-Shushinak (İÖ 1120- 1100) ve Shilhana-Hamru-Lagamar (1100- ?), Asur’daysa I. Tiglatplaser
(İÖ1115-1077) zamanlarına rastlıyor. Hekataios’un ifadesinin asıl önemli yanı, tarihlemeleri yanlış olsa da, atalarına ait kökeninin Mısır’da bulduğunu açıkça belirtmiş olmasıdır.
[148] Herodotos, a.g.e., II/143.
[149] Hemeros İlyada’da ona Typheus diyor. Akha’lardan bahsederken, bir zamanlar diyerek kastettiği Uzak Doğu’da Marduk’un tetiklediği tektonik olayları kastederek, ininin olduğu yeri Arimos dağları olarak tanımlıyor. Homeros, İlyada, II.782, 783. Hesiodos da değinmiş Typhon’a, bu müthiş felaketi betimlerken. Erhat, A. a.g.e., s.289.
[150] Herodotos, a.g.e., II/144.
[151] Herakles’in, diğer bir adı olan “Alkides” ünvanı üzerinde biraz durmamız gerekiyor. Bu çerçevede “Alkali” ve “Kalevi” kelimelerinin kimyadaki anlamlarını incelersek, şunları ortaya çıkarmamız mümkündür: Edindiğimiz bilgilere göre,* Alkali metaller, örgü noktaları +1 yüklü iyonlarla işgal edilmiş iç merkezli kübik sistemde kristallenirler. Bu yapı içerisinde valens elektronları** (her atomda 1 tane), bütün yapıya nüfuz eden negatif yüklerden oluşan bir deniz oluştururlar. Bu elektronların yerleri belli olmadığından, duruma göre metali bir baştan öbür başa dolaşırlar ve dolayısıyla yüksek elektrik iletkenliği meydana getirirler. Elektriği yüksek derecede ileten elementler, aynı derecede ısıyı da iletirler. Alkali metal yüzeylerinde gözlenen yüksek derecedeki parlaklık, metalde bulunan oynak elektronlarla açıklanır. Alkali metalleri, bilinen metallerin en aktifidir. Ne kadar zayıf olursa olsunlar, herhangi bir yükseltgeni (gücü) indirgerler. Toprak-Alkali denmesinin nedeni, çok eski kimyacıların bunları, suda çözünmeyen ve ateşte değişmeyen toprak olarak nitelemeleri ve ayrıca kireç (CaO), magnezia (MgO) gibi toprakların kalevi*** reaksiyon göstermeleridir. Estonya mitolojisinde, Heraklese benzer güçlü kahraman “Kalevi>poeg< (Kalevipoeg)”dir. Friedrich Reinhold Kreutzwald tarafından kaleme alınmış destan, Finlilerin Kalevala destanı başta olmak üzere, diğer İskandinav mitoslarına da benzerlikler gösterir. Mitos’ta, Kalevipoeg`in düşmanlarının üstüne fırlatmak için dev kayaları taşıdığı, hatta bir kirpinin ona verdiği öğüt doğrultusunda,**** kalasları da silah olarak kullandığı anlatılıyor. Bu bağlamda, Herakles’in “Alkides” ünvanının, tıpkı Kalevipoeg gibi, suda çözünmeyen, ateşte değişmeyen toprağa benzer şekilde, hangi güç olursa olsun, onu indirgeyebilen (deviren, yenen), Alkali ve kalevi bir reaksiyon gücünün sembolü olduğu ortadadır.
 * (www.odevsitesi.com/odevler/2005_6/105743-alkali-metaller.htm -7k).
** Dış kabuktaki (valens kabuğu) elektronlar. Dış seviye elektronları.
*** Kalevi: Baz’lardır. Yani, suda çözündüğünde hidroksil iyonu veren kimyasal maddeler.
**** Kirpinin, sırtındaki okları düşmanı üzerine çok küçük bir adele hareketiyle ve hızla fırlatabilmesi hakkındaki öğüt olabilir.
[152] Herodotos’un Mısırlılardan aldığı bilgilerde, Herakles, Dionysos ve Pan için iki ayrı yaş grubu oluşturulduğunu görüyoruz. İlk yaş grupları, ikincilere göre çok daha uzun. Bize göre bu farklılık, yaş sürelerinde bazı yanlışlıklar olsa da, ilk grup tanrıların Asya; ikinci grup yaş sürelerinin ise, Nuh Tufanı sonrasında, Asyalıların Afrika’daki varlıklarına dayandığını gösteriyor olmalıdır. Herodotos, a.g.e., II/145.
[153] Herodotos, a.g.e., II/146. Poseidaon (Poseidon) ve Athene (Atena) için Bkz. Herodotos, a.g.e., IV/180, 188.
[154] Herodotos, a.g.e., II/24.
[155] Herodotos, a.g.e., II/29. Düzgüner, F. mimar.ist, Sayı: 28, s.106.
[156] Düzgüner, F., mimar.ist, Sayı: 23, s.82, Şek.9.
[157] Sırlar, büyük olasılıkla, Nuh’la beraber olup, Afrika’ya varan gemiden çıkanlara, bataklık haline gelmiş toprakta yiyecek ve basacak yerlere rehberlik eden “İbis kuşu” şeklinde betimlenen önce Uzak Doğu, sonra Afrika’da Ethiopia kökenli tanrı Djehuti’nin,  (Anadolu ve Yunanistan’da Thoth), tufan seyahati sırasında tuttuğu kayıtlarla ilgilidir. Aynı zamanda yazıyı bulan, günlük kayıtları tutan, güneş, ay ve yıldızlar hakkındaki bilgisinden doğmuş olabilecek ünvanı nedeniyle, büyücü tanrı olarak da kabul görmüştü. Tanrı, Hermaios Trismegistos’la bir tutulmuştur. Hiyoroglif yazıtlı “Zümrüt tabletleri” olarak anılan on beş adet tablet, bilim dünyasınca, herhangi bir neden ileri sürülmeksizin bilimsel olarak kabul görmüyor ? Oysa Thoth ya da Hermaios Trismegistos, nedeni bilinmez ama aynı kesimce el üstünde tutulur ? Bkz.
The Emerald Tablets of Thoth:
(www.crystalinks.com/emerald.html-4k).
[158] Hazreti Musa’nın, firavun Tutankhamon (İÖ 1352-1320) veya Ramses II (1301-1224)  zamanında yaşadığı
tahmin edilmektedir. Destansı olayların ardından, firavunun (?) gazabından kaçarak Medyen’de bir kâhinin yanına gelmiş, onun yedi kızına (bir söylentiye göre yedi çobanına) bakmıştır. Daha sonra, kâhinin kızlarından Tsippora ile evlendi. Medyen’de uzun süre sakin ve sessiz yaşadı. Daha sonra gaipten gizli sesler, Yahova’nın vahiyleri gelmeye başladı. Mitolojik bir takım olaylardan sonra, kendini peygamber ilân etti ve inananlarıyla birlikte Mısır’ı terk etti. ML./XIV, 239, 240. Medyen. ML./XIII, 301. Bize göre Musa peygamber, bu sırada, kızıyla evlenip yakınlık kurduğu kâhin (Mısır tapınaklarında, Herodotos’a göre promis adlı, emekli olmuş bir tapınak rahibi ?) aracılığıyla, ya da bir şekilde, Hephaistos tapınağı rahiplerinin, Çin’den Etiyopya’ya uzanan kayıtlarındaki “sırlar”a (promis) ulaşmış olmalı. Freud, Yahudilerin tanrısı Yehova’nın bir ateş tanrısı olduğu kanısındadır. Tanrı’nın varlığının, Uzak Doğu’daki korkunç Marduk (Apollon Karneios) ve volkanik püskürüklerle yakın ilişkisi olduğu açık. Bu nedenle Freud’la aynı kanıdayız. Freud, S. (1999), Dinin Kökenleri, Çev. S. Budak, Öteki Yayınevi, Ankara, s.278-285.
[159] Platon, Kritias, 113c-114c.
[160] Tufan sonrası çölleşen alanlar şunlardır: Asya’da Gobi, Tar; Afrika’da Büyük Sahra; Arabistan’da Rubül-hali, Suriye çölleri; Kuzey Amerika’nın batısında, Kaliforniya körfezinin kuzeydoğusunda Büyük çölü’yle Los Angles’in kuzeydoğusunda  Mojave ve Oregon’da Büyük Tuz çölleri; Avustralya’da Büyük kum, Gibson  ve Büyük Victorya çölleridir. Dikkat edildiğinde, tufanın tuzlu deniz suları, kıta içlerine ulaşabilmek için alçak kıyı ve vadilerden faydalanmış. Büyük Sel yaklaşık olarak, Kuzey Amerika’da 34º- 70º kuzey; Güney Amerika’da 0º- 44º güney, Afrika’da 0º- 46º güney, 0º- 51º kuzey ve Asya’da 54º- 68º  kuzey paralelleri arasında etkin olmuş. Sınır, Avustralya’da  26º- 49º güney paralellerine kadar uzanıyor. Ortalama olarak alınan rakamlarda dikkati çeken, Kuzey Amerika ve Asya’nın kuzey parallerinin 68º ve 70º, Avustralya ve Afrika’nın ise 46º ve 49º güney paralleriyle, birbirlerine yaklaşık değerler taşımalarıdır. Tespit edilen tüm değerler, Yeryüzü’nün kuzeyde 70º, güneyde ise 49º paralelleri arasında sınırlı çöllerinin oluşumlarının bir olaydan kaynaklandığını, yani rastlantı olmadığını göstermektedir. Her iki paralelin kuzey ve güneyinde bulunan soğuk su akıntılarının varlığı, ayrıca dikkat çekicidir.
[161] Carpiceci, A. C. a.g.e., s.5.
[162] Deniz kıyılarındaki sahil şeritlerinde, sürekli olarak dalgalara maruz kalan toprakların, zamanla nasıl kum haline geldiği, buralarda bitki örtüsünün yetişmediğini biliriz. Çok daha yüksek ve uzunluktaki dalga boylarıyla dövülen sahil şeritlerinde oluşmuş kumlar, aynı oranda kıyının çok daha derinliklerine kadar ulaşmaktadır. Bu örnek, deniz suyunun verimli toprakları nasıl kum ve çöl haline dönüştürdüğünün, en gözle görülür, somut belgesini oluşturur.
[163] Haritadaki etki alanının, Amerika’daki deprem kuşaklarının göz ardı edilerek incelenmesinde fayda var. Marduk,  Uzak Doğu’daki pek çok tektonik merkezi birden tetiklemişti. Haritada, Amerika kıtası, Pasifik  okyanusunun doğusunda olacak şekilde ele alındığında, oluşan büyük tektonik gücün etki alanıyla alçak ovalardan girerek karaları istila eden deniz suyunun etki alanları, daha açık bir şekilde anlaşılıyor
[164] 1 feet= 0,3048 m; yaklaşık 6 m.
[165] Düzgüner, F. mimar.ist  Sayı: 28, s.103.
[166] Düzgüner, F. a.g.e., s.107.
[167] Bkz. Herakles. Erhat, A. a.g.e., s.137-140.
[168] Eberhard, diğer mitoslarda göremediğimiz “Ölümsüzlük otu”yla “Ölümsüzler”in Çin mitolojisindeki varlığından bahsediyor. Ölümsüzler adının, İÖ 1000 yıllarına kadar Türklerin bulunduğu X’ian bölgesinin
ismini taşıması, oldukça ilgi çekicidir. Bkz. Ölümsüzlük Otu (Zhi), Ölümsüzler (Xian). Eberhard, W. a.g.e., s.240, 241.
[169] Mısır’ın, bilim adamları tarafından bilimsel sayılmayan Zümrüt tabletlerinde, tanrı Djehuti, bu yolu “Amenti’nin yolları”; geldiği ülkeyi, içinde bugünkü adı saklı olan “Keor” yani Kore; adayı da “Undall” adası olarak tanımlıyor. Undall günümüzde, Kuzey Kore sınırları içindeki bir dağ silsilesidir.
[170] Bu bahçe, Madagaskar adasıdır. Bahçede yetişen “Altın elma”, günümüzde “Hydnoraceae-l’Hydnora esculenta-fruit of the earth (voantany)” olarak bilinen, dış kısmı altın rengindeki Madagaskar elmasıdır. Anadolu-Yunan mitoslarında “Hesperidlerin elması-Altın elma” olarak geçiyor. Yani Gılgamış, henüz Madagaskar adasındadır. Buradan Doğu Çin denizi”ne (Ölüm denizi-Nun-Katranli nehir-Akheron ırmağı-Erg nehri) kadar, daha çok uzun bir yolu vardır.
[171] Mısır Ölüler kitabında Nun denizinin kayıkçısı Khu-en ua olarak geçen Ur-Şanabi, Anadolu-Yunan mitoslarına Kharon olarak geçmiş.  Mitosta, Ölüm denizi “Akheron ırmağı” olarak ifade ediliyor; Kharon, Yunan, Roma ve Etrüsk mitoslarında, bir obolos karşılığında ölülerin ruhlarını cehennemin ırmaklarından geçirir (Hoang-Ho-Pyrphlegeton), canlıları veya mezarsız kalmış ölüleri kabul etmezdi. Bu nedenle ölülerin ağızlarına Kharon’a verilmek üzere bir obolos konurdu. Tasvirlerde, elinde bir kürek tutan kayıkçı kıyafetli, sakallı, düşünceli bir ihtiyar olarak tasvir edilmişti. Erhat Kharon’u, yer altı ülkesindeki ölüleri, Akheron ırmağını geçiren sandalcı olarak tarif ediyor. Erhat, A. a.g.e., s.173. Obolos i. (Yun. k.). Eski Yunan’da drahmi’nin altıda biri değerinde para ve ağırlık birimi. -Mit. Kharon obolos’u, ölü ruhlarının Styks geçidini aşmak için ödemek zorunda oldukları para. ML./XV,41. Bu nehir Styks değil Pyrphlegeton’dur. Zira, Himalayalar’dan inen Styks nehrinin suları, tektonik bir alandan da geçmediği için soğuk kalmış olmalıdır.
[172] Bu dip not kitap içeriğine göre hazırlanmış olup, burada yanlışlıkla yer verilmiştir.
[173] Madagaskar elmasının yeryüzünde yetiştiği bölgeler ve doğada bulunuş şekli için Bkz. Düzgüner, F., mimar.ist, Sayı: 30, s.78, 79. Kritias’ın Afrikadaki flora ve favna anlatımlarıyla Altın elma (Madagaskar elması) anlatımları için Bkz. Platon, Kritias, 114d-115b. Modern Yunancada mükemmel anlamında “καλλίστη, “kallisti”, Latincedeyse  pulcherrimaedır.
[174] Chen, P-c. (2001) “Foundations of a Regional Visual Tradition and Visuality: Fujian Painting of the Song and Yuan Dynasties”, Proceedings of the International Conference on Region and Network-The Last Thousand Years of Chinese Art, National Taiwan University Press, s.91-140. Chen, P-c.Time and Space in Chinese (Time And Space In Chinese Narrative Paintings Of Han And Six Dynastiestime And Space In Chinese Narrative Paintings Of Han The Six Dynasties),  (http://ccbs.ntu.edu.tw/FULLTEXT/JR-ENG/chen.htm).
[175] Śyāma Jātaka (Shan-tzu  pen-Sheng ŞÛ).
[176] Sui dönemi, 589-618.
[177] Bkz. Eberhard’ta “Kare- Si-fang xing” maddesinde, Lo nehrinin kitabı (Luo-shu). Eberhard, W. a.g.e., s. 164.
Cehennem (di yu). Eberhard, W. a.g.e., s. 74, 75.
[178] Chen, P-c. (1987)The Goddess of the Lo River: A Study of Early Chinise Narrative Handscrolls”, Ph. D.
Dissertation, Princeton University, Böl. 2, s.53-109. Çin mitolojisinde, Lo nehrinin tanrıçası dişi yunus balığı
şeklinde tasvir edilmişti.
[179] Bu asanın, yukarıda değindiğimiz Peng-zu’nun “Asa ve Japon hurması”na benzemesi, ilgi çekicidir.
[180] Krş. Düzgüner, F. Erg-Enek-On, s.157, Fig.69a, b.
[181] Azteklerde benzer bir tasvir için Bkz. Düzgüner, F. mimar.ist, Sayı:23, s.83-85, Şek.10.
[182] “Erk= Erg” kelimeleri, Türkçede güç, kuvvet anlamlarına geliyor. Bilimsel anlamıysa, C-G-S (santim-gram-
saniye) dizgesindeki enerji birimidir. Platon’da Kritias, Asya’ya Ampheres diyor. Yani, AMPHERES=  (“Amp” kökünden Ampere): Elektrik akımının (Marduk-Apollon Karneios olayı) en güçlü yaşandığı yer anlamındadır. Nuh tufanı sırasında, Karneios olayının en etkin görüldüğü yerler, Hoang-Ho (Pyrphlegeton= Ateş) nehrinin geçtiği Yen-men ve Datong volkanik bölgeleriyle bunun batısında kalan Ordos platosuydu. Türkler de, tıpkı Antik Ön Asya, Anadolu ve Yunan topluluklarında olduğu gibi, atalarından gelen isimleri, göç ettikleri yeni topraklardaki benzeri coğrafyaya vermiş olmalılar. Chavannes, Tokharistan’a (T’ou-ho-lo) değinirken, kuşkusuz kökeni Ordos’a dayalı “Demir Kapılar dağı”ndan bahsediyor. Bu çerçevede İÖ 5. binle, 4. bin ortaları arasında özellikle bu bölge ve Çin’in Sichuan Soğuk bataklıklarında (Hades bataklıkları) etkili olan Karneios olayıyla, Ergenokon adı arasında bağlantılı olduğu ortada. Bu çerçevede Ergenokon denilen topraklar, Ordos’tan Si Kiang nehrine, yani Erg (= Erk-Akheron-Nun-Ölüm denizi) nehri boyunca konumlanan ve Türklerin sabanla (Enek) tarım yaparak toprağı iyileştirdikleri (On) bölgenin adı olmalıdır. Bkz. Düzgüner, F, mimar.ist, Sayı: 28, dn.32.
[183] Okeanos nedeniyle Geryoneus olmalıdır.
[184] Khrysaor adı, khryse (altın) ve aor (aorta= Kanı, yürekten vücuda nakleden şahdamar) kelimelerinin birleşimini hatırlatıyor. Bu bağlamda, Uzak Doğu’da Yonaguni adasındaki deprem kuşağıyla, Réunion adasındaki volkanik bölge arasında, Büyük tufan sırasında oluşan büyük akıntı ve tusunami dalgaları, yürekle vücut arasındaki kan dolaşımına, yani, kurtarıcı anlamındaki “Altın akıntı”ya benzetilmiş. “Bu akıntı olmasaydı, bizler kurtulup buralara gelemezdik” anlamındadır.
[185] Libya (Etiyopya) kralı Lykos’un (Kurt) kızı. Olasılıkla Nuh, onun oğulları ya da nesillerinden birinin kızı olmalı. Bunu, elindeki asasının tepesinde tuttuğu, Nuh’un güvercin atribüsünden anlıyoruz. Dolayısıyla, Atys’in de babaannesidir. Erhat, A. a.g.e., s.167.
[186] Herakles’i öldürdüğü söylenen Geryoneus’un üç başından biri olan Piton de la Fournaise’nin tekrar canlandığı anlaşılıyor. Diğer iki başı, gerçekten ölmüş, yani volkanların ağızları metallerle kapanarak sönmüş. Erhat, A. a.g.e., s.116.
[187] Yanardağ bacalarının yılankavi kıvrımları nedeniyle Piton (Python) yılanına, ya da dağcılıkta kullanılan madeni mıh, çivi anlamında, magmaya bağlı, ona mıhlanmış baca olarak düşünülmüş olması nedeniyle verilmiş bir isim olabilir. Erhat, A. a.g.e., s.260.
[188] The Great Tsunami of August 26, 1883 from the Explosion of the...:
(www.drgeorgepc.com/Tsunami1883Karakatoa.html-48k).
[189] Olaya Freud gibi cinsellik yönünden bakacak olursak, Kallirhoe’nin ateşi, Khrysaor tarafından söndürülmüş, yani onunla sevişerek ateşini gidermiştir (suyla ateşin birleşmesi).
[190] The educational encyclopedia, dinosaurs:
(www.users.pandora.be/educyprdia/education/dinosaur.htm-22k).
[191] Dive Global:Divers Tales: The Azores!: (www.diveglobal.com/explore_destinations/divertales/jan2002.asp-42k).
[192] Bkz. Düzgüner, F. Erg-Enek-On, s.177, 178, Fig.75b, 76a, b. .
[193] Tulunay, E. T. (1992) Etrüsk Sanatı, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, Res. 47a, b.
[194] Kurt maskını krş. Düzgüner, F. mimar.ist, Sayı:23, s.84, Şek.10. Burada görülen katranlı nehir, Uzak Doğu’daki Akheron ırmağının, Aztek’lerdeki bir yansımasıdır.
[195] Libya (Etiyopya) kralı Lykos’un (Kurt) kızı. Atys’in babaannesi. Erhat, A. a.g.e., s.167. Lydos (Lydia’lılar) ile Tyrrhenos (Antik İtalyanlar) kardeştiler. Her ikisi de Atys’in oğullarıydı. Atys ise, tanrı Zeus’la Okeanos kızı Kallirhoe’nin oğluydu. Burada ifade edilmek istenen okyanusun Hint okyanusu olduğunu, Kallirhoe’yle Nil nehrinin (Nileos) kızları olan Khione’nin varlığından anlıyoruz. Bu nedenle, Kallirhoe Hint okyanusunu, dolayısıyla da Geryoneus’u hatırlatır.
[196] Tamu ifadesi, Kur’ân-ı Kerîm’de geçerken şöyle deniyor: “Doğru yoldan çıkanlar, tamuya odun olur!”. Kur’ân-ı Kerîm (1962), s. 711, Cin: 14. krş. brd. Fig.83.
[197] Yanardağları işaret eden bir isim daha. Güneydoğu Anadolu’da Kilikya (Kilikia) bölgesinin adı. Homeros’a göre Typheus, Hesiodos’a göre de Ekhidna adlı ejderin buradaki dağların altında kapalı olduğu söyleniyor. Demek ki burada var olan volkanik bir alan, sonraki bir dönemde sönmüş ve kapanmış. Diğer bir olasılık, buradaki sönmüş volkanlara, Anadolu’nun hafızasından eksilmeyen, Uzak Doğu’daki yanardağ adları yakıştırılmış.* Hydra: Yılan ya da ejder anlamına gelen Hydra, Typhon’la Ekhidna’nın kızı ve Kerberos, Khimaira, Phiks gibi canavarların kız kardeşi sayılır diyor Erhat. Hesiodos’un tanrıça hakkındaki dizeleri, Yen-Men ve Datong’daki tektonik olayları ve Hades’in bataklıklarını hatırlatıyor.** Bu bataklıklar, volkan patlamalarıyla birlikte, toprak ve lavlara ham petrolle karışan nehir, yağmur suyu ve hatta deniz sularıyla oluşmuştu. Şöyle diyor Hesiodos:
...
 Hydra o bataklıklar canavarı ki
 tüyler ürpertir bütün yaptıkları,
 o Hydra ki ak kollu Hera tanrıça
 büyütmüştü korkunç hıncını gidermek için
 güçlüler güçlüsü Herakles’e karşı...”.***
Buradaki tasvir, Aztek’lerin Chicomoztoc mağarasındaki katranlı nehir tasvirine olan benzerliği bakımından dikkat çekiyor.**** Herakles, ikinci iş olarak bu canavarı öldürmüştü. At adam Nessos’un, Deianeira’ya verdiği iksire, bu canavarın kanı (petrol) karışmıştı. Ayrıca, bir ırmağa (Akheron) akan kanı, ırmak sularının zehirlenmesine ve bölgeye leş kokularının yayılmasına yol açmıştır. Tıpkı Chicomoztoc tasvirindeki gibi. Çin’de, yukarıda anılan bölgelerde oluşan tektonik oluşumlarda, olasılıkla diğer devlerle aynı şekilde, volkan içindeki bacalara ya da ağızdan dışa akan lav nehirlerine benzetilen ejder Hydra, kustuğu kanla (volkanik akıntıyla birlikte ham petrol), Akheron ve diğer nehirlerin sularının zehirlenmesine, arazinin bataklık hale gelmesine ve leş kokularının yayılmasına sebepolmuştu. Mitosun, Yunanistan’dan çok daha eskilere ait olan bu felaketten kaynaklandığı, açıktır. Khrysaor: Gorgo’nun oğlu olan Khrysaor (Altın kılıç, tanrının kılıcı, Marduk atmosfere sürtünerek geçerken, ardında bıraktığı ateşten kuyruk), Okeanos kızı Kallirhoe’yle evlenmiş ve onlardan Geryoneos’la Ekhidna doğmuş.***** Mitoslardaki ejderlerin doğumları ilgi çekici. Yaklaşık olarak hepsi de Okyanus, ya da akarsu kenarlarında doğmuş olarak tasvir edilmişler.****** Typhon: İlyada’da Typheus******* olarak geçen Typhon, Khrysaor’la Kallirhoe’nin oğluydu. Typhon, Ekhidna’yla birleşerek Orthos, Kerberos, Khimaira ve Hydra gibi azmanlar üretmiş. Erhat Hesiodos’un, Theogonia’sının başlangıcında Typhon için bir soy ağacı vermesinin ardından, sonradan eklenmiş bir parçada, onu yanardağ tanrısı olarak çarpıcı renklerle tanımlar diyor. Gaia, Tartaros’la son bir kez birleşip Typhon’u doğurmuş. Yani Tartaros (Magma tabakası), Gaia’da (toprak) bir yol bulup yeryüzüne çıkmış ve Typhon (yanardağ) oluşmuş. Hesiodos’un bu açıklaması, Gaia nasıl dünyanın toprağını, taşlar da onun kemiklerini simgeliyorsa, bu tanrıların da volkanları simgeledikleri açıktır. Zeus’un bu azmanı alt etmek (öldürmek-söndürmek) için giriştiği uğraşın doğadaki yankıları, Maya’ların “O gün” adlı şiirinden esintiler içeriyor.******** Hesiodos’un açıklamalarıyla Azteklerin şiirine benzer mitolojik bir deyişi, Hindistan’da Brahma İndra, Veda-Maitrayana, Brahmana Upanishad inançlarına göre yazılmış bir ilâhide de bulmamız, hem şaşırtıcı ve hem de olayın gerçekliğini pekiştirici içeriktedir.*********
* Erhat, a.g.e., s.54.
** Etrüsklere ait, Chiusi’den, içinde ölü külü konmuş bir urne üzerind, elinde çifte baltasıyla Hades ve tonozlu
Hades kapısı içinde tasvir edilmiş Kerberos tasviriyle, aynı yerde ele geçen diğer bir urnedeki Hades kapısı
betimi için bkz. Bargellini, a.g.e., Res.166, 167.
*** Erhat, a.g.e., s.147.
**** Townsend, a.g.e., s.60, Fig.34.
***** Erhat, a.g.e., s.175.
****** Uzak Doğu’da Çin ve Moğolistan’ın Büyük Okyanus kıyı ve nehirleri yakınında yer alan volkanlarla,
Afrika’nın Etiyopya civarı, Turkana gölü ve bunun güneyinden Klimanjaro dağına kadar uzanan alandaki
(göller dahil) tektonik alanlar.
******* Homeros, a.g.e., II.782, 783.
******** Coe, M. D., a.g.e., s.1, 191.
********* Düzgüner, F., mimar.ist. Sayı: 26, s.104.
[198] Eskiden büyüklerimiz, bir imtahana, iş aramaya, ya da benzeri önemdeki bir iş için sokak kapısından çıkarken, öncelikle sağ ayağımızı atmamızı öğütlerlerdi.
[199] Lydos’un, olasılıkla “Lykos” kelimesinin bozulmuş şekli olduğu anlaşılıyor. Yani Lidya’lılar, Lykos soyundan gelenlerdi. Dolayısıyla, “Lykeios” adının önce Lykos, daha sonra Lydos şekline dönüştüğü anlaşılıyor.
[200] Herodotos, a.g.e., I.7, 57, 94, 171, VII.74. Erhat, A.  a.g.e., s.196.
[201] Bargellini, P. (1960) Die Kunst Der Etrusker, Paul Zsolnay Verlag, Hamburg-Wien, Res.127.
[202] Marduk ve onun neden olduğu Büyük tufanda ölenlerin sayımı.
[203] Aynı afette ölenleri unutmama, daima hatırlama, ölenleri düşünme anlamında.
[204] Buda ve onun öğretilerini düşünme anlamında.
[205] Ölenler adına yapılacak dualar kapsamında.
[206] Amazing Handmade Paletsine Flag Prayer Beads-Donation-eBay…: (cgi.ebay.com/Amazing-Handmade-Palestine-Flag-prayer-Beads…Donation_W0OQitemZ180410286875QQcmdZVievitemQQimsxZ200…)
[207] eBaystore-jade jadeite nephrite agate carving: Tibet meditation…: (stores.shop.ebay.com/3jadecom_W0QQ_sacatZ3jadecomQ5fQ5fW0OQ51Q51Q5farmrsQ5A1Q51Q51…)
[208] Ox Bone Skull Meditation Yoga Prayer Beads Wrist Mala eBay store-jade Jadeite nephrite agate carving: Tibet meditation…: (stores.shop.ebay.com/3jadecom_W0qq_sacat23jadecomQ5fQ5fW0Q51Q51Q5farmrQ5A1QQ_sidZ…)
[209] Brd. Fig. 83’deki betimle karşılaştırınız.
[210] Marduk ve ardından oluşan Büyük tufan olaylarında, Tarım havzasından Japonya-Endonezya adalarına kadar olan bölgede ölenlere ait iz, işaret anlamında.
[211] Eskiden, nazara karşı tütsü olarak kullanılan bir ottu. Günümüzde nazarlık anlamı yanında, Şark odalarında süs olarak kullanılmaktadır. Tohumlarının içeriğinde harmalin, harmin, harmalol, peganin adlı glikozitler ve kırmızı boya maddesi vardır. Bir söylenceye göre, şehit kanlarıyla sulanmış topraklarda yetişirmiş bu bitki, tıpkı Persephone’nin koruluğunda (Asfodel çayırı-Ölüler ülkesi) yetişen Asfodel çiçeği gibi.
[212] Bkz. brd. s.104, Fig.91’teki bir Apaçi şamanına ait maskın, çene altındaki püskülleriyle karşılaştırınız.
[213] Shandong’daki Tai-Shan (Tay-şan) dağı için Bkz. Eberhard, W. a.g.e., s.289.
[214] Eberhard, W. (1995) Çin Tarihi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, s.20-22, 33 vd.
[215] Esin, E. a.g.e., s.36-38, 142, 193.
[216] Düzgüner, F., mimar.ist, Sayı:26, s.108, Şek.9. Nuh ve karısının Çin toprakları kaynaklı olduklarını,
günümüzde hâlâ süregelen Çin mitoslarındaki ayrıntılardan da anlamak olasıdır. Ancak, Çin mitosuna ait
kaynaklarda, Tokar kaynaklarındaki cinsiyetlerin tersine, Nuwa’ya kadın, Fuxi’ye erkek kimliği verildiği
anlaşılıyor. Bu durum, mitosun Çinliler’e, Tokar ve Chou’lardan çok daha sonra intikal ettiğini; olasılıkla
mitosu kendilerine mal etmek için, üzerinde bazı değişiklikler yapmış olduklarını ortaya koyuyor. Zira, Tevrat’ta
her ne kadar karısının adı geçmiyorsa da,  Nuh’un cinsiyeti açıkça erkektir. Çinlilerin Nuwa ve Fuxi’den
haberlerinin olmadığı, dolayısıyla her ikisinin de Çinli olmadığı ortadadır. Bkz. Nü-Gua (Nü- gua). Eberhard, W. Çin Simgeleri Sözlüğü, s.228, 229.
[217] Chou’larda sekiz köşenin önemi ve bunun da üzerinde yer alan “Kubbe-i Türkiyye” için Bkz. Esin, E. a.g.e.,
s.45, 121, 124 vd.
[218] Geleneğin Çinlilere ait olmadığı, İÖ 4000-3500’e tarihlediğimiz X’ian’daki Yangshao kültürüne, dolayısıyla Tokar ve Chou Türklerinin atalarına dayanmaından anlaşılıyor. Türkler, olasılıkla bir süre unuttukları kökenlerine bağlı geleneklerini, bugünün modası gibi tekrar hatırlamış ve bu mimari tarzına dönmüş olmalı. Düzgüner, F. (2004) Iustinianus Dönemi’nde İstanbul’da Yapılar, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, Fig.42b, 62. Düzgüner, F., mimar.ist, Sayı: 23, Şek.10.
[219] Düzgüner, F. (2006) “İstanbul Sultanahmet’te Bizans Dönemi Saray, Anıt ve Limanları ile Altyapı Çalışmaları”, mimar.ist, Sayı: 20, Şek.1, 3, dn.124.
[220] Cemdet-Nasr kültürü sonrası.
[221] Bu durumda, Çin’in kuzeyinde, günümüzdeki Hebei Eyaletindeki Hongshan ve Zhaobaogou; Shaanxi (Şenşii) Eyaletindeki Yangshao; Shandong Eyaletindeki Shandong ve Dawenkou ile Anhui ve Jiangsu Eyaletlerine
yakın Liangzhu kültürlerinin, bilim adamlarının tarihlemelerine göre Çin kültürleri olmadıkları ortadadır. 
Lianyungang ve Xinhailien kentleri, Jiangsu Eyaletinde. Dolayısıyla, İÖ 4000-3500 yılları arasında bölgede
yaşıyan toplulukların, birbirlerinden ayrılmadan evvel, tufan öncesinde burada birlikte yaşayan Tokar
Türkleri ve Büyük tufan sonrası onlardan geriye kalan Chou’lar olduğu, Nuh’un da Çin ovası sahilindeki Jiangsu Eyaleti’nden yola çıktığı anlaşılıyor. Tokar’larla Chou’ların aynı kökenden geldiklerini ise, tufan sonrası yaklaşık bin beş yüz yıl sonrasında Taklamakan’a gelen Chou’larla aralarında yabancılık çekmeden anlaşmalarıyla birbirlerine kız alıp vermelerinden anlıyoruz. Bkz. “Ek: Türk Çin Sanatı İlişkileri”. Eberhard, W. a.g.e., s.355, 356. Chou’lar İÖ 1000 dolaylarında batıya göçmüşler. Kem’deki (Taklamakan) varlıkları için Bkz. Esin, E. a.g.e., s.194-196, 224, 225. Tokar dili, “Tokar A” (Turfanca, Arsi ya da Doğu Turkanca) ve “Tokar B” (Kuşhanca “Kuchean” veya Batı Tokarca) olmak üzere iki dialektten oluşuyor. Bize göre Chou’ların dili “Tokar A”, yani Doğu Turkanca olmalıdır.
[222] Bkz. Proto-Türk kültürü. Eberhard, W. Çin Tarihi, s.17.
[223] Çin’de de bir arada yaşamış olan kuzeydeki Türklerle güneydeki Yunnan’lı (Yunan) halkların karakterleri
hakkında Bkz. Kuzey / Güney (Nan-bei). Eberhard, W. Çin Simgeleri Sözlüğü, s.192, 193. Here karakteri için Bkz. Düzgüner, F. (2007) “Yedikule (Brakhiolion) Kapitolü”, Yapı Dergisi, Sayı: 309, s.112. www.yapidergisi.com/makaleler.aspx
[224] Japonya’nın güneyinde, bugün de aynı adla anılan adalar grubu. Tokar’ların Nuh’la birlikte Afrika’ya geldiklerinin belgesel kanıtını Tevrat’ta buluyoruz Bkz. “Togarma”. Tevrat, Tekvin: 10, 3.